26 Haziran 2016 Pazar

Kula-Peri Bacaları-Kuladokya

Kula, Manisa'nın sevimli bir ilçesi. Gitmeden önce, Kapadokya'ya olan benzerliği dışında hakkında pek bir şey duymamıştım. Bu nedenle beklentim oldukça düşüktü. Gördükten sonra ise Kula'nın adının bu kadar az duyulmuş olmasına şaştım.

Gezimizin başında Kula'nın merkezindeki Belediye binasına uğradık. Kula Belediyesi burayı gezmeye gelmiş bizim gibi ki biz sayıca fazla bir topluluktuk, büyük guruplara rehberlik hizmeti veriyor. O gün biraz yorgun olan rehberimizi de aracımıza alıp, Kula'ya 18km uzaklıktaki Peri Bacaları'na doğru yola koyulduk. Bu Peri Bacaları Türkiye'nin patlamış olan son yanardağı Divlit'ten arta kalan harika manzarayı oluşturuyor. Dokunsak toz olup dağılacak duruşlarıyla yol boyunca sıralanmışlar. Yanardağın etkilediği alan oldukça geniş. Antik devirde bu bölgeye "Yanık Şehir" anlamına gelen Katakekaumene  adı verilmiş. Uydu görüntüsünde de eskilerin verdiği ismi ihtiva edecek şekliyle kapkara bir görüntü sergiliyormuş. Ayrıca 37.5 hektarlık alanıyla ve bir başka adıyla Kuladokya, doğal sit alanı ilan edildiği için koruma altında bulunuyor. Kula aynı zamanda fotoğrafçılar için harika bir bölge.







Ardından tarihi Emir Kaplıca'larını gezmeye koyulduk. Burası Manisa ili Kula İlçesi Şehitlioğlu Köyü'nde yer almaktaymış. Kaplıca yakınında Roma – Bizans dönemine ait hamam kalıntıları ve Kibele oymaları bulunuyor. Yine rehberimizin anlattığına göre, oymalardaki resimler Kibele'nin tanrı olduğunu fark etme dönemindeki hikayesini içeriyormuş. Oyma resimleri hala anlaşılır haldeler. Ayrıca kaplıcalar da hala kullanılmaktalar.  Fakat gezdiğimiz dönemde sezon açılmamıştı. Emir Kaplıcaları'nın bulunduğu bölgede 1490 yılında yaptırılmış, hala ayakta duran Hoca Seyfettin Köprüsü var. Altından da Gediz'in bir kolu olan Gelen Çayı akıyor.












Bölge çevresinde bolca fotoğraf çekip dolaştıktan sonra yönümüzü Kula Merkez'deki Kula evlerine çeviriyoruz. Bir zamanlar Romalıların ve Bizanslıların yaşamış olduğu evler arasından geçerken sanki zaman durmuş gibi hissediyoruz. Bu sevimli evleri fotoğraflamak kadar sokak aralarında dolaşmak da keyifli.





evlerin çatıları birbirine değiyor









Evler dışarıdan dar görünüyor olsalar da özellikle bazıları çok büyük bir alanı arkalarında gizliyor. Her evin başka bir hikayesi var. Kula neredeyse hiç göç almayan bir bölgeymiş. Bu nedenle birbirini tanıyan insanların bulunduğu küçük bir kasaba gibi. Rehberimizin Kulalı olması bizim için avantajdı. Evlerin şimdiki sahiplerinden geçmiş zamanlarına kadar ilginç hikayelerini dinledik. Bazı evlere girip fotoğraflar çektik, bazılarının da harika kapıları arasından bahçelerini görmeye çalıştık. Bu sokakları gezmenin ve tarihini dinlemenin her detayından ayrı ayrı zevkler aldım. Anlatırken bile oradaki enerji ve heyecanımı hissediyorum. Giderseniz, eminim siz de benim gibi fotoğraf çekmek için büyük bir istek duyacaksınız.

Bitmedi tabi, evlerin ayrıntısına giremeyeceğim, hem oldukça fazlalar hem de yanlış aktarımlar yapmak istemiyorum. Bölgede 14 çukur çeşme bulunuyor. Bunlardan Beş Ulalı Çeşme'nin restorasyonu yapılmış ve gezilebilir. Bu çeşmenin çok yakınında da Hoca Seyfettin tarafından yaptırılan Kurşunlu Camii bulunuyor. Bu cami 15.YY sonlarından kalma. 









Ayrıca:

  • Ünlü leblebisinden, 
  • Kendi adındaki maden suyundan, 
  • Dolapta bir ay kadar dayanacak lezzetli köy ekmeğinden
  • Mideye iyi geldiği söylenen "çövenli" tahin helvasından
  • Kalaydan yapılmış eşyalardan

edinmeden Kula'dan ayrılmayın derim. Ne yediğimizi söylemezsem olmaz. Et seven bir insan olduğum söylenemez fakat şimdiye kadar yediğim en leziz güveç yemeğini de buradaki lokantada yedim. Lokantaya oturur oturmaz müşteriler de dahil herkes kuzu güvecin meşhur olduğunu ve tatmamız gerektiğini söyledi. Üstelik fiyatlar şehirde yiyeceğiniz bir et yemeğinden çok daha uygun.










Kula Belediye binasındaki minyatür Kula evleri de bir sanat eseri olarak görülmeye değer. Ayrıca Kula'da ücretsiz olarak gezebileceğiniz müze haline getirilmiş bir Kula Evi ve hemen karşısında Kenan Evren'in doğduğu ev bulunuyor.














Dönüş yoluna geçmeden önce uğranması gerek bir yer daha var. Yunus Emre'nin hocası Taptuk Emre, ailesi ve hocasının kapısı ucunda Yunus Emre'nin türbeleri. Ne yalan söyleyeyim, burada olduğundan haberim bile yoktu, ne ayıp bana. Türbeyi geçerken, bahçede asılı Yunus Emre dizelerini tekrar okurken tüylerim ürperdi.

Kula'ya mutlaka gidin, görün,  fotoğraf çekin ve mümkünse rehber eşliğinde gezin... Yunus ve Taptuk Emre'yi ziyaret edin. Eminim siz de benim kadar zevk alacak, memnun kalacaksınız.



Not: Bu yazı geziden hemen sonra yazıldı yazılmasına, ama ancak iki yıl sonra yayınlanabildi.

2 yorum:

acemi blogger dedi ki...

Yazıdan bir yıl sonrada ben okudum. Acaba sizden sonra neler değişti. Güzelim konaklar restore edileçek kaygısına mahvedildi mi?

ebruts-morbaykus dedi ki...

Merhabalar, kusuruma bakmayın, çok geç görmüşüm yorumunuzu. Umarım değişmez, hepsi güzelce restore edilir, ama maalesef böyle konularda umutlarımız boşa çıkıyor.