31 Ağustos 2010 Salı

Poşetli Kedi ve Dikiş Kutusu

Çok plan az iş, yaz koşturmalarının, sıcağının getirdiği tatil hali. Bu kedi poşetliği uzun zaman önce düşünmüş, hatta bir tane yapmış ama geliştirerek bir tane daha yapana kadar eklemeyeceğim demiştim. Ve şimdi, aylar sonra bir tane daha yaparken, zamanın nasıl da çabuk geçtiğini fark ediyorum.

Bir yerlerde görmüşsünüzdür belki, bebek poşetlikler çok popüler olmuştu bir dönem, ama ben bendekini pek sevemedim, üstelik poşetlerde sığmıyordu. En sevdiğim iki hayvandan birinin görünümünü kullanarak, yeni bir poşetlik yapmaya karar verdim. Bu fikri mandal, pamuk ve düşündükçe akla gelecek daha bir sürü materyali düzenlemek, depolamak için de uygulamayı düşünüyorum. Aynı kumaşla yaptığım masa örtüsüyle çok yakıştılar, benzer renk tonları ve desenlerde önlük, eldiven ve tutacak yapılarak güzel bir takımda oluşturulabilir.
Dikimi çok çok kolay hatta birkaç saat içerisinde tamamen bitirilebilir ve her seferinde farklı özellikler, ayrıntılar eklenebilir.


23 Ağustos 2010 Pazartesi

Türkiye Sirki ve Yalova'da Yaz

Yeni yeni keşfettiğim Yalova şehrini kısa süreli de olsa yaz mevsiminde görmek kısmet oldu. Türkiye’de kaldığımız iki haftanın bir haftası Yalova’daki evimizde geçti. Baharda gördüğüm sakin şehrin nüfusu bir anda üç katına çıkmış, canlanıvermişti.

Kuvvetle muhtemel İstanbul’a yakın olmasını fırsat bilen tatilciler, bazıları günü birlik olmak suretiyle şehrimizdeydiler. Plajlar ve sahil hiç görmediğim kadar doluydu. Evde kaldığımız o kısacık zamanda meydandaki Barış Manço Amfi Tiyatrosu’na Türkiye Sirki’nin geleceğini öğrendik ve son anda verdiğimiz bir kararla biz de gidelim dedik; “Görelim bakalım nasıl oluyormuş bu sirk dedikleri?”

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Bay Kuş - "Denemeden Önce İki Kez Düşünün"




Hatta belki de bir kaç kez daha... Ama değer mi? Evet!
"Arkadaşım" Ebru ile beraber geçen iki hafta, tüm güzelliklerinin yanında, yeni bir tasarımında oluşmasını sağladı. Baykuşlar, sevgimizi pekiştirdikçe her yerde karşımıza çıkar oldular. Evet neye ilgi duyuyorsak en çok onu algılarız ama bu gerçekten farklı bir hal aldı. Koskoca yük gemisine neden bir baykuş konsun ki?










6 Ağustos 2010 Cuma

Orhan Pamuk Okumak

Orhan Pamuk kitaplarıyla tanışmam, lisedeki gönüllü bir ödevim sayesinde gerçekleşti. Edebiyat öğretmenim,
ödev olarak okumayı önerdiği birkaç kitap sayıp da saydığı kitapları okumuş olduğumu görünce daha kallavi bir kitap okumam gerektiğine karar vererek Orhan Pamuk’un henüz çıkmış kitabı “Benim Adım Kırmızı”yı önerdi.
    Benim Adım Kırmızı öyle güzel bir tarzda ve ayrıntılarla anlatılmıştı ki, neredeyse tarih dersini bile sevebileceğimi düşündüm. Anlatımın güzelliği ve konunun hoşluğu dışında, yazarın bilgi birikimine ve nakkaşları, resim sanatını aktarışlarına hayran oldum. Kitap da tıpkı kör bir nakkaşın elinden çıkmış kusursuz bir at resmi gibiydi. Öylesine güzel işlenmişti.
Yazık ki çok severek okuduğum ve kitaplığımın parçalarından birini oluşturmaya yeni başlamış bu güzel kitap okumak için ödünç alıp da geri getirmemiş, kim bilir hangi vurdumduymaz tanıdığın rafları arasında şimdi?