23 Ağustos 2010 Pazartesi

Türkiye Sirki ve Yalova'da Yaz

Yeni yeni keşfettiğim Yalova şehrini kısa süreli de olsa yaz mevsiminde görmek kısmet oldu. Türkiye’de kaldığımız iki haftanın bir haftası Yalova’daki evimizde geçti. Baharda gördüğüm sakin şehrin nüfusu bir anda üç katına çıkmış, canlanıvermişti.

Kuvvetle muhtemel İstanbul’a yakın olmasını fırsat bilen tatilciler, bazıları günü birlik olmak suretiyle şehrimizdeydiler. Plajlar ve sahil hiç görmediğim kadar doluydu. Evde kaldığımız o kısacık zamanda meydandaki Barış Manço Amfi Tiyatrosu’na Türkiye Sirki’nin geleceğini öğrendik ve son anda verdiğimiz bir kararla biz de gidelim dedik; “Görelim bakalım nasıl oluyormuş bu sirk dedikleri?”

Sirkleri, bayram sabahlarında TRT’nin yayınladığı programlardan hatırlıyorum sadece. Sirklerle ilgili fikrim bundan ibaret. Bir de uzun bir süre önce İstanbul’da Merter civarında büyük bir sirk çadırı kurulmuştu. Yalova’da bir organizasyona katılmak İstanbul gibi bir şehirdekine katılmaktan çok daha kolay. Merter’dekine gidememiştim ama Yalova’da güzel bir yaz akşamında bindik bisikletlerimize, on beş dakikada tiyatronun önünde bulduk kendimizi. Türkiye’nin de bir sirki olması beni çok şaşırttı.


Bir buçuk saat süren gösteri önce bir top cambazıyla başladı. Kuka çeviren kızlar, hoplayıp zıplayan delikanlılar, bildiğimiz kutuya kılıç sokup içindekini kaybetme, ip oyunları gibi sihir numaraları, yılanla yapılan danslar ve ateş püskürtme gösterileriyle şenlendirilmiş hoş bir program izledik. Bir yandan bu insanların görüntülerinin hoşluğu bir yandan da vücutlarına hükmetmekteki yetenekleri gözlerimi kamaştırdı. Bunca şeyi sadece bu sirk yardımıyla mı öğrenip geliştirdiler, Türkiye gibi bir yerde, her ne kadar kalabalık bir izleyici grubu da olsa 10 TL’ye izlediğimiz bu gösteriden gerçekten para kazanabiliyorlar mı diye düşünmekten alamadım kendimi. Başka meslekleri de var mı, bulundukları konuma nasıl bir yol izleyerek gelmişler de bu sirki kurmuşlardı? Bunlar da gösteri ardından takdirimle beraber aklımda kalan sorular olarak kaldı. Gösterini bir başka güzel tarafıysa piton ve küçük bir köpek dışında hayvan kullanılmamasıydı.





Sirki izleyenler genelde çocuklarını eğlendirmek üzere geldiklerinden olsa gerek başlangıçta pek bir donuktular ama gösterinin gidişatı sayesinde alkış sesleri yükselmeye başladı.

Eğlenerek ayrıldığımız sirkin ardından Yalova sahilini dolaştık. Gece yarısı olmasına rağmen yazın canlılığı ve kalabalığı her yeri sarmıştı. Sahildeki Lunaparklar hala doluydu. Bir önceki akşam çarpışan arabalara binmiştik ama çekice benzeyen Ranger denilen sözde eğlence aletine binmeye cesaret edememiştim. Sevgili’nin ısrarına rağmen insanların kendilerine nasıl olup da bu sıkıntıyı yaşatabildiklerini düşünmüştüm, eh korkmuştum da diyebiliriz. Sirkin ardından bu aleti de denemek geldi içimden. Hemen iki bilet aldık. İnsanı asıl korkutan, binmedikleri halde sırf izlemek için etrafta dikilen-oturan büyük kalabalık! Bu kalabalık, binebilmek için cesaret almak için midir yoksa kendi paralarıyla kendilerine işkence edip bağıran çağıran bu insanları görmek için midir bilinmez öylece dikilen insan topluluğundan ibaret. Buna rağmen cesaret edip de biniverdim Sevgili’yle birlikte. O kadar eğlendim ki indiğim zaman hepsine “hiç de korkutucu bir şey değilmiş, hepiniz binebilirsiniz” demek istedim. Gondoldan çok keyif almadığım halde bu alet çok hoşuma gitti. O yüzden diyorum ki, karşılaşırsanız binmekten korkmayın, gerçekten çok eğlenceli.
Kısa bir tatilin ardından Yalova’dan ayrıldık. Ardımızdan neler oldu, nasıl faaliyetlere hizmet etti şehir, merak ediyorum. Bir dahaki yaza bolca görüşmek dileğiyle…

Not: Fotoğraflar alıntıdır.



Ebru

Hiç yorum yok: