29 Mayıs 2011 Pazar

Mehmet Güreli ve Azıcık İlhan Koman


 
İşte hayran olduğum bir insan tipi. Sanatın pek çok dalına bulamış elini ama hepsinden de alnının akıyla çıkmış. Bir zamanlar onun söylediğini bilmeyerek radyoda sıklıkla dinlediğim bir şarkı vardı:

"Bulut geçti, gözyaşlarım kaldı çimende
Gül rengi şarap içilmez mi böyle günde
Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye
Kimse bilmez, kimse bilmez…"

Ömer Hayyam’ın rubaisinden derlenmiş harika bir şarkı. Sonradan öğrendim Mehmet Güreli’ye ait olduğunu. Ardından ismini pek çok yerde duymaya başladım. 

22 Mayıs 2011 Pazar

Robert Gilmore-Kuarkların Büyücüsü



Bu kitabı Kuantum Fiziği hakkında biraz daha derin fikir sahibi olmak için almıştım. Tam olarak beklediğimi bulamadım. Beklentimden ziyade Evreni ve maddeyi meydana getiren yapı taşlarının dolayısıyla maddenin en küçük biriminin neye benzediğini ve işleyişini ele alıyor bu kitap.

Kitabın çocuk kahramanı Dorothy, Harikalar Diyarı’nın Alice’i gibi bir rol üstleniyor. Bir tren yolculuğu sırasında kendini başka bir dünyada buluyor ve eve gitmek için sorular sorduğu sırada atom, elektron, nötron, proton, kuark, foton gibi maddeyi meydana getiren birimleri ve onların işleyiş kurallarını görerek öğreniyor. Kitapta maddeyi oluşturup bir arada tutan birimler Kütle Cadısı, Elektrik Yükü Cadısı, Renk Cadısı ve Zayıf Cadı gibi karakterlere bürünerek görevlerini kendi ağızlarından anlatıyorlar. Biz de bu arada bilimin son bulgularından biri olan kuarkları anlamaya çalışıyoruz. Kitap her ne kadar çocuk kitabıymış gibi görünse de pek çok ergenin sıkılıp bırakma ihtimali olan bir kitap. Benim için okuması keyifliydi ama kitabın bir kısmını da tam olarak anlamış sayamadım kendimi.

Endonezya-Banjarmasin



Endonezya en çok uğradığımız ülkelerden biri oldu. Daha önceki yazımda Pemancingang şehri ile ilgili gözlemlerimi yazmıştım. Bir ülkeye ilk kez geliyorsam eğer bu benim için daha çok ve belirgin gözlem yapabiliyor olmak demek. Bu yüzden Endonezya insanına ve kültürüne ait diğer yazılarımın üzerine koyacağım bir şey olmayacak. İşte burası da diğer Endonezya şehirlerine benzeyen, Pemancingan’a nazaran daha gelişmiş bir şehir.

Ve yine kısa bir bot yolculuğu ile suyun üzerinde ilk dalgaya teslim olacakmış gibi asılı duran evlerin, önüne çamaşırlar asılmış bahçelerinin ve pencerelerinin önünden geçiyoruz. Bu yazıyı yazarken iki haftadır kara parçasına adım atmadığımı düşününce suyun üzerindeki izbe evler buradan bakınca bana çok çekici göründü. Buna rağmen öyle bir evde yaşamak konusunda hala kaygılarım var. 

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Vietnam-Phu My-Vung Tau



Uzun bir zaman oldu Vietnam’a ayak basıp oradan uzaklaşalı. Bu bölgede gezecek vakit bulamadığımız için ben de yazmaya pek hevesli olmadım. Ben de en azından çektiğim fotoğrafları paylaşayım dedim ucundan. Sonra baktım fotoğraf açısından da pek zengin değilim, bizden daha çok gezme fırsatı bulmuş arkadaşlarımızın çektiklerinden eklesem nasıl olur dedim.

Vietnam’ın Ho Chi Minh(Saygon) şehrine THY’nin direkt seferi var. Biz bu yolu kullanarak Vietnam’a ulaştık. Oradan iki saatlik kara yolculuğuyla Phu My şehrine vardık. Phu My şehrinde alışveriş merkezinde biraz vakit geçirmekten başka zamanımız olmadı. Küçük de olsa gördüğümüz yer Vietnam’ın gayet temiz, gezilebilir ve gelişmiş bir ülke olduğunu anlamamıza yetti. İşte bunlar da hakkında pek bilgi sahibi olamasak da arkadaşlarımızın gezip çektiği Rio’yu andıran Vietnam fotoğrafları:

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Stephen Hawking-Bilim Dünyasından Bir Hayat


Michael White / John Gribbin

Uzun bir zaman önce bir kitap geçmişti elime: Sırırsız Güç. Bu kitap; insanın, olmak istediği birinin hayatının izini sürerek onun yaptıklarını yapıp model alarak onun kadar başarılı ya da iyi olma yolundaki adımlardan bahsediyordu. Yani tahminimce böyle bir şeyler demek istiyordu çünkü kitabın ancak birkaç sayfasını okuduktan sonra elimden bıraktım. Maddesel ve yüzeysel bir anlatımı vardı kitabın. Satışı arttırmak için üstün körü bir yöntem seçilmiş diye düşündüm. “Secret(Sır)” kitabında ve filminde de aynı şeyleri hissetmiştim. Konunun özünden habersiz olan bir insan için, anlatmaya çalıştığı felsefe “başarının on yolu” gibi basit bir hale bürünmüştü.

Neden anlattım şimdi bunları? Ne alakası var Stephen Hawking’le? Biyografi okumanın tadına vardığımdan beri aklıma başlayıp da sonlandırmadığım bu kitap geliyor. Sınırsız Güç’ün içeriğini tam olarak desteklemesem de aslında demek istediği şey çok da yanlış değildi. Bu evren için kalıcı katkılarda bulunmuş ya da tarihe adını yazdırmış insanların hayatını okurken onlar gibi yaşamaktan ziyade, onlar gibi düşünebiliyor olmanın önemli olduğunu sanıyorum. Stephen Hawking'in zekasına sahip olmak için onun yolunu izlemek imkansız görünüyor, onun gibi olabilmek için zaman ve evrenin o anki ritmi böyle bir zekanın oluşumuna el vermiş adeta. Çocukluktan başlayan deha potansiyeli ve bu dehayı ortaya çıkaracak koşullar onun için ön ayak olmuş gibi. Ya da tıpkı üzerinde çalıştığı kuantum fiziğinin ve ardından gelen felsefesinin anlattığı gibi, bizler onun gözlemindeki seçiciliğin gıpta edilesi yansımasını izliyoruz.