Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Ocak 2015

Jülide Özçelik İzmir Konseri - 3 Ocak 2015

  Yazamadığım süre boyunca bolca konser izledim. Zamandı, yorgunluktu, işti derken hiçbirinden bahsedemedim. Oysa bu sefer bu konser içime öylesine işledi ki yazmadan duramayacağım. Hemen paylaşacağım heyecanımı.

Dün akşam Karşıyaka Opera ve Tiyatro Sahnesi Jülide Özçelik ve müzisyenlerini ağırladı. Biz de bilet bulmak için oldukça çaba gösterdik, yılbaşından itibaren telefon etmediğimiz gişe kalmadı ama hiçbirine ulaşamadık. Sonradan öğrendik ki Karşıyaka Belediyesi bu konserleri ücretsiz olarak düzenliyormuş fakat önceden davetiye almak gerekiyormuş. Biz gişeye vardığımızda davetiye kalmamıştı elbette, yani konsere girişimiz de ayrı bir hikaye.

Gelelim güzel sesli sanatçımıza. Jülide Özçelik oldukça tanınmış ve değeri bilinenlerce takip edilen bir müzisyen. Yine de duymamış, görmemiş olanlar için belirtmek istiyorum ki Jülide Özçelik bence Türkiye'de özellikle yeni sesler arasında nadide olanlardan biri.

Jülide Özçelik konser boyunca, konuşurcasına rahat bir tonla söyledi şarkılarını. Şarkı aralarında anlattı, dinledik. Sanki hepimiz eski dostuymuşuz gibi içten ve mütevazi paylaşımlarda bulundu. Eminim benim gibi salondaki pek çok insanın da gözleriyle beraber yüreklerini nemlendirdi. Harika sesi bir kenara, konser sonrası insanlarla kucaklaşması, aynı samimiyeti insanlar arasında da sürdürmesi takdire şayan bir davranış. Aslında normal olan da bu değil mi?  Fakat aksi davranışlara o kadar alışmışız ki doğru davranışlar toplum olarak bize tuhaf gelmeye başladı.

Jülide Özçelik çoğunluğu Cem Tuncer düzenlemesi olan şarkılarından hatırımda kaldığı kadarıyla aşağıdaki şarkılarını söyledi:

  • Mecnunum Leylamı Gördüm
  • Kendinle Kalırsın
  • Kara Toprak
  • Yalan Dünya
  • Sebep
  • Anan Var Midur
  • Bugün Neden Gelmedin
  • Zaman
  • Hayat
  • Şu Yaltadan Taş Yükledim
  • Uzun İnce Bir Yoldayım
  • Eşitiz Eninde Sonunda
Benim favori şarkım Kendinle Kalırsın. Söz ve müzik kendisine ait. Dilerim diğer albümlerinde daha fazla Jülide Özçelik şarkısıyla karşılaşırız.

Ayrıca müzisyenler de teker teker harikaydılar. Piyanoda Ercüment Orkut, bas gitarda Efecan Tuncer, gitarda ismini yukarıda da andığımız Cem Tuncer ve davulda değerli arkadaşım Ediz Hafızoğlu'nun performansları mükemmeldi. Ediz Hafızoğlu'na konsere katılmamıza vesile olduğu için ayrıca teşekkür ediyoruz. 

26 Ocak 2013

Bülent Ortaçgil Konseri


Blog yazıları arasında kitapların yanı sıra bahsetmeyi en çok arzuladığım bir diğer konu da müzik. Sanıyorum benim için müzik dinlemek; oldukça bireysel ve tek başına yapılabilen, Asaf'ın söylediği gibi “paylaşılsa yalnızlık olmaz” dedirtecek cinsten bir etkinlik. Hal böyle olunca müzik yazılarım gidilen, görülen konserlerden pek öte geçemiyor. Ben de dedim ki, hiç olmazsa laf arasında bahsedeyim .


Müzik listelerimin içinde ustalar kuşağı diyebileceğim "Babalar" adını verdiğim bir klasörüm var. Bu klasör tüm şarkılarını seçmeden dinlediğim isimleri içeriyor. Hepsini tek tek canlı dinleme imkanım olmasını arzuluyorum. Fakat bunlardan bir isim var ki onu canlı canlı dinleyememek elbette hep içimde kalacak; Barış Manço. Konuyla çok ilgili olmamasına rağmen onun adından bahsetmeden edemedim. Huzur içinde uyusun.

Bu isimlerden gözümle görüp dinleyebildiklerim arasında Erkin Koray, İlhan İrem, Cem Karaca ve Yeni Türkü gibi üstatlar var. Nihayet bu listem içinden dün gece Bülent Ortaçgil'i de canlı dinleyebildiklerim arasına ekleyebildim. Hem de büyük bir keyifle.

Durumumun belirsizliği ve sanırım konser mekanının yakın olasına da güvenerek biletimi son anda almak gafletinde bulundum. Elbette biletler bir gün öncesinden tükenmişti. Konser zamanına yakın bir saatte iptal olabilecek bir bilet bulmak ümidiyle konser salonuna gidip bekledim, bekledim. Kalabalığı görünce, ümidimi yitirmeye başladığım anda bir grubun gelemeyecek olma haberine pek bir sevindim. Şans bu ya, en önde boşalan koltuğa yerleşiverdim.


Bülent Ortaçgil yılların ustalığıyla rahat bir tavırla çıktı sahneye, son albümü "Sen"den şarkılar söyledi önce. Şarkı aralarında konuşmaları çok keyifliydi, bolca güldürdü, bazen iğneledi. Sonra eski albümlere, "Benimle Oynar Mısın?", "Gece Yalanları", "Pencere Önü Çiçeği" derken Fikret Kızılok'u, Erkan Oğur'u anarak kendi deyimiyle bir "hoşçakal şarkısı" ile "biz hiç yorulmadık" derken gülümseyerek veda etti.


"Oyuna devam,
biz hiç yorulmadık,
biz hiç yenilmedik
desem yalan"

Benim de içimde "Şarkılarım Senindir" parçası kaldı doğrusu. Konserin bir bölümünde Ortaçgil piyano ve gitarıyla akustik şarkılar söyledi. Bu kısım oldukça keyifliydi. Birlikte çalıp söylediği müzisyenleri de es geçmeyelim, harika eşlik ettiler, çok mesut oldum, konserden keyifle ayrıldım.

Konser Mekanı: Karşıyaka Opera ve Tiyatro Salonu
Tarih                : 25 Ocak 2013 

12 Ekim 2012

İzmir'de Jehan Barbur

Bu yazıyı konserin hemen ardından yazabilmiş olsaydım, eminim çok daha coşku dolu bir yazı olacaktı. Fakat konser iki saat yirmi dakika kadar süren dolu dolu bir dinleti olunca eve dönüp de oturup yazmaya takatim kalmadı. Jehan Barbur’un dün geceki Alsancak Bios konserine öncelikle Sevgili’nin isteği üzerine gittim. Bir iki parçayı bilmiyor değildim ama yeni çıkan Sarı albümünün tanıtım konserine gitmek aslında benim için büyük bir cesaret örneğiydi. Sıkılacak mıydım ki acaba?

Bios’un konser sahnesi normallerinden biraz yüksek, sahneyi görmek adına bu çok olumlu bir şey. Sahne düzeni ve ses sistemi de oldukça başarılıydı. Konser başladığında önce orkestra yerini aldı. Ardından Barbur’un güzel sesiyle okuduğu Sarı şiirini duyduk ve gözleri kamaştıran güzelliğiyle orkestranın arasına katılışını izledik.

Bir ara sokakta öldüm... 
Dün 
Öylece yani. 
Birdenbire 
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde 
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına, 
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken 
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma 
Bitmiş, 
Öylesine yani. 
Birdenbire 


İlk anlardan itibaren sesinin çok nadir perde güzelliği, şarkı söylemekten aldığı kişisel zevk ve tavırlarındaki samimiyet bizi de sardı. Henüz 1-2 hafta önce piyasaya çıkmış olan albümündeki şarkıların dinleyiciler tarafından ezbere söylenmesi görülmeye değerdi. Fark ettirmemeye çalıştıysa da dinleyicilerin bu halleri Barbur’un gözlerinin dolu dolu olmasına yetti. En ufak bir yapmacıklık sergilememesi; en ufak olumsuz duyguya sebebiyet vermeden konser alanına çivilenmemize neden oldu. Uzun süren konser boyunca hiç sıkılmadan ve büyük bir keyifle konseri bitirdik. 
Sıkılmak mı demiştim? Tersine; mutlu mesut, böyle bir sesin yurdumda bulunmasından memnuniyet duyarak döndüm evime.


Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Konsere ara verilir verilmez etrafımızdaki insanlar sigara içmeye başladılar. Bu durumu Bios sahiplerinin duyarsızlığına mı yoksa kapalı alanda sigara içerek diğer insanlara karşı tüm saygısızlığını takınmış dinleyiciye mi mal etmem gerektiğine karar veremedim. Yazık ki bu durum bu tip organizasyonların yapıldığı tüm mekanlarda karşılaştığımız bir sıkıntı.

Jehan Barbur’la beraber orkestrasına da ayrıca teşekkür etmek gerek. Harika çaldılar, keyfe keyif kattılar. Ayrıca bir blog yazarı olduğunu, Bülent Ortaçgil’in desteğini aldığını, Feridun Düzağaç gibi şarkıcılara şarkı yazdığını öğrenmek de pek hoşuma gitti doğrusu. Dinlememiş olanlarınıza bir kulak vermenizi öneririm. Pişman olmayacaksınız.


07 Ekim 2012

İzmir'de Flört


Eski bir Flört dinleyicisi olarak dün gece İzmir konserini izleyen keyifli kalabalığın arasındaydık. Öyle az buz değil bu katıldığım üçüncü konserleriydi. İkisini İstanbul’da izlemiş, performanslarına hayran olmuştum. İzmir’e geleceklerini duyunca yalnız bırakmak olmaz dedik, Sevgili’yle beraber atladık gittik.

Alsancak Asmaaltı’na bu ilk gidişim. Küçük bir mekan, küçük bir sahne ve biraz da soğutma sorunu var fakat Flört Grubu ve şarkıları mekanın bu yönlerini hepimize unutturdular. Şarkıların çoğu Demli albümünden geldi. Neyse ki o en sevdiğim Cemiyette Pişiyoruz albümlerinden de Cemiyette Pişiyoruz ve Şakalar’ı Dünya gözüyle görüp dinleyebildik. Aralarda o güzel eski şarkılara döndüler ve çok da güzel çalıp söylediler. Özdemir Erdoğan’dan Gurbet, Kazım Koyuncu’dan Gelavera Deresi, Yaşar Kurt’tan Mamu, Erkin Koray’dan Şöyle Böyle ki bu şarkı konser için oldukça coşturur nitelikte ve çok iyi bir seçim, Barış Manço’dan Yine Yol Göründü Gurbete gibi şarkılarla devam ettiler. Flört’e bu şarkılar çok yakışıyor. Barış Manço’ya Erkin Koray’a pek dillere düşmemiş şarkılarıyla her konserlerinde yer vermelerini çok takdir ediyorum. Bir de “Rasta Baba” şarkıları var ki, onlar da bu şarkının potansiyelinin farkında olmalılar, önce konserin başında sonra da sonunda aynı şarkıyı çaldılar. İki seferinde de stüdyo kaydı kadar güzeldi ve biz yine de bu şarkıyı dinleyip söylemeye doyamadık. Ayrıca İzmir dinleyicisi de bir takdiri hak ediyor. Konser boyunca dinleyicinin enerjisi ziyadesiyle hissediliyordu. Hatta dinleyici kitlesi olarak İzmir ve ortamını bir İstanbullu olarak daha çok sevdim. Konser bu açıdan da çok keyifliydi.

Flört; konserlerine gittiğinizde, sizi canlı müzikten soğutmak yerine daha çok bağlayacak, sahnedeki üç kişinin(Ozan Kotra, Çağatay Kehribar ve Hakan “Timsah” Çağlar) performansına, Ozan’ın sahne hakimiyetine ve samimi sözlerine hayran olacağınız bir grup. Ne mutlu ki Türk Rock yapıyorlar. Rock’n Roll seven, eskilerin değerini bilen, Türkçe’ye ve köklerine sahip çıkmak konusunda oldukça duyarlı ve başarılı bu gruba tekrar teşekkür ediyorum.

03 Ağustos 2012

Ömer Faruk Tekbilek İzmir Konseri


İzmir Büyükşehir Belediyesi yaz süresince, Tarihi Havagazı Fabrikası’nda ücretsiz “Çim Konserleri” düzenliyor. Duyduk ki 2 Ağustos gecesi Ömer Faruk Tekbilek sahne alıyormuş, biz de kaçırmayalım dedik. Uzun bir süre önce “I Love You” eseriyle tanıyıp sevdiğim sanatçıya İzmir’de denk geleceğim aklımın ucundan geçmezdi.

Tarihi Havagazı Fabrika’sına ilk kez gittim. Aslında  konserle rücretsiz olduğundan biraz önyargılıydım izleyici olmak için. Tekblek’in dinleyici kitlesinden midir, İzmir’in konserleri hep böyle mi olur bilmiyorum ama çok güzel bir ortamda, çok hoş bir konser izledik. Alanın ön kısmına armut minderler, geri kalanına da sandalyeler yerleştirilmişti. Bu yüzden konseri izlemek bir o kadar rahattı.

Tekbilek ve ekibi, sahneye tam zamanında çıktı. Uzun zamandır tam saatinde başlayan bir konser izlememiştim. Sanırım bu da özel bir organizasyon olmamasının avantajı.  Ekip sahne alıp şarkıya başladıklarında biraz yorgun biraz da ruhsuz idim ama daha ilk dakikalarda gözlerim doluverdi. Kendime şaşırdım. Tekbilek neyi üflemeye başlayınca bu sesin, bu ezgilerin ruhumun çok yakınından geçtiğini daha iyi hissettim. Sonra sazı aldı eline, sonra zurnayı ardından davulu. Bir insanın o zor neyi çalmasını anlayabiliyorum da birbirinden farklı müzik aletleri çalıp üzerine bir de sesinin güzel oluşunu pek anlayamıyorum. Çok etkileyici, çok keyifliydi.


Konser bitiminin ardından Tekbilek albümlerini imzaladı ve bu süre boyunca yüzünden gülümseme eksik olmadı. Hem ünlü hem de mütevazi kalabilmek zor olsa gerek. Bu organizasyon için İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkürlerimi sunuyorum.

08 Şubat 2012

Ezginin Günlüğü Konseri


O kadar uzun zaman olmuş ki yazmayalı, lafa nereden başlayacağımı bilemedim. Dolayısıyla her bilemeyişte olduğu gibi," işe bu cümlelerle başlayıvereyim de yazının gelişi kendiliğinden dökülür herhalde" dedim. Yazamamaktan ya da durgunluktan değil, tersine yaşamın durdurulamaz akışı yüzünden bir türlü oturup da iki satır ekleyemedik blogumuza. Nihayet Özlemcim yılbaşı yazısıyla güzel bir giriş yaptı.
Akıp giden zaman içinde okunan kitapların, izlenen dizilerin, filmlerin üzerinden epey geçtiği için konusu edilir mi bilemiyorum ama en son izlediğim konserle başlamak benim için en iyisi olacak. Meğer ne kadar güzelmiş küçük bir şehirde büyük etkiler uyandıracak etkinliklere tanık olmak, örneğin güzel bir Ezginin Günlüğü konseri izlemek.

Yalova’da sanıyorum yeni yeni etkinliklerine başlamış olan Rauf Dinçkök Kültür Merkezi’nde 18 Ocak gecesi Ezginin Günlüğü konserindeydik. Konserle ilgili söylenecek çok bir şey yok aslında, böylesi deneyimli ve müziğe “sanat” olarak yaklaşan bir grup için yapılabilecek pek bir yorum olduğunu düşünmüyorum. O gece sahnede tiyatro izler gibi kendimizden geçerek, ilgi çekmek için gösterişe ihtiyacı olmayan naif ve samimiyet dolu bir grubun konserini izledik. Sahnedeki tiyatral dizilişlerine, kendilerinden emin hallerine, heybetli ama mütevazi duruşlarına tanıklık ettik.

29 Haziran 2011

Kemeseker-Sinan Yağmur-Aşkın Gözyaşları

Cuma, gece, yağmur yağdı
Üç kişiydik, boynumuz bükük
Eski dostlar, bahçemiz büyük
Cuma, gece, yağmur yağdı
Akrep yelkovan üst üste
Durdu zaman ikiyi on geçe
Olanlardan, gitarlardan
Konuştuk durmadan kadınlardan
R majörden,
Doğru soruyu bulmaktan
Evrenlerden, atomlardan,
Konya’dan Hindistan’dan
Ölmeden ölenlerden
Konuştuk durmadan rütbelerden
Cevaplardan,
Doğru soruyu bulmaktan

Bin ışık yılı uzakta İstanbul’dan…

Bu gece Kesmeşeker gecemdeyim. Eskiden sıklıkla dinlediğim albümleri yad ettiğim oluyor. Bir anda “şunu dinlemeliyim” hissiyle geliveriyor o istek, dinliyorum… “İçimde içimdekiler Vardı” albümüne takılmışken yukarıda sözlerini yazdığım şarkının adı; “Konya’dan Hindistan’dan.”

Birkaç gündür elimde Mevlana’yı anlatan bir kitap var ve Hindistan’a doğru gidiyorum. Üstelik içimde gerçekten “içimdekiler” olduğunu hissediyorum. Bazen kafamı karıştırıyor, bazen sorguluyor, bazen uyuyorlar ama hep soruyorlar. Buldukça daha çok soruyorlar. Bazen de “doğru soruyu bulmaya “ çalışıyorlar. Hindistan’dan bahsetmezken Hindistan’a gidiyorum ve “bin ışık yılı uzakta”yım İstanbul’dan. Öyle bir Cuma gecesi arkadaşlarla toplanmak hem de “evrenden, ölmeden, Konya’dan ve doğru soruyu bulmaktan” bahsedebileceğim arkadaşlarla sabaha kadar zamanı durdurmak nasıl bir keyiftir. Böyle bir şeyi özlemek ne demek, bir ışık yılı uzaktan daha iyi hissediliyor. Şikayetçi değilim halimden ama böyle geceleri özlüyor bir tarafım. Hayat akıp gittikçe değişen koşullara yeniliyor dostluklar. Dostluklar yenilmezse koşullar mahal vermiyor böyle zamansızlıklara. Sonra çocuklar, yemekler, toz, toprak alıyor muhabbetlerin yerini. Sorular cevaplanmadan, insanlar eskiyor.

14 Ocak 2011

Flört Ghetto Konseri

Uzun zaman aradan sonra, çok güzel bir konser izledik 8 Ocak Cumartesi akşamı. Her çıkan albümlerinden haberdar olduğum halde, özellikle Cemiyette Pişiyoruz albümlerinden sonra takip altına aldığım Flört grubu, son albümleri olan “Demli” üzerine, Beyoğlu Ghetto’da ikinci konserlerini verdiler.

İlk konserde yurtta olamadığımız için izleme imkanı bulamamıştık ama bir dostumuz aracılığıyla konser ortamı ve Flört’ün sahne performansı konusunda fikir sahibi olmuştuk. Yorumlar üzerine konsere gitme isteğim daha da büyüdü ve tam bu tarihte İstanbul’da konser mekanındaydık. Sanırım konserin en kötü kısmı grubun biraz geç sahne almasıydı. Mekan konser için gayet uygun ve hoştu, alt salon ilerleyen saatlerde iyice doldu.

07 Kasım 2010

Ruhani Albümler

Müziğin en çok sevdiğim tarafı ruhumu doyurma niteliği taşıması. Evet, müzik ruhun gıdası. Bunu iliklerimde ve ruhumda hissedebiliyorum. Sıkılmadan defalarca dinlediğim pek çok sanatçı ve albüm var ama bu yazımda bütün bir albüm olarak konusunun kişisel aşkın dışına taştığını düşündüğüm ve beni bu açıdan etkileyen albümlerden bahsetmek istedim. Sanırım Türk Rock Müziğinin en çok bu taraflarını seviyorum. Günlük kaygılarla yazılmış bayağı şarkılar yerine insanın gerçekliği ya da farklı sosyal konuları irdeleyen niteliğe sahipler.   

  Kurban
 Sahip
   
 Eğer müzikle ilgili bir kabiliyetim olsaydı, bu albümü ben yapmış olmayı isterdim. Tam da bu sözlerle ve bu sertlikte… Kurban grubunu ilk çıkışlarından beri severim ama böyle bir albüm çıkarabileceklerini hiç düşünmemiştim. Hem Kurban grubuna yakışır bir albüm olmuş hem de içerik açısından farklı olmuş. Rock müzik dinleyenlerin bir kısmı, böyle bir vokal ile söylenen şarkıların Türkçe sözlere uymayacağını düşünürler. Bana göre, bu albüm bu önyargılara bir cevap niteliğinde, harika bir albüm.


Misafir

“…
Eskiden büyük bir kapı vardı
Şimdi duvar olan yerde
Artık ben insana
Dost değilim

Gelse son misafir
Misafirim Azrail

Can dolaştı, döndü geldiği yere
Bir durakta indi vardı evine
Anladı o an hayat bir gezidir
Can emanet ruh misafir
…”

Mesih

“…
Her yerde suç var
Ve her yerde suçlular
Her yerde göç var
Ondan yabancılar
Her tende renk var
Ruhlar siyah beyaz
Her bende bir sen var
İnsan unutkan biraz
…”

 Pentagram
 Bir

Kurban’ın albümünü dinlerken aklıma Pentagram Grubunun bu harika albümleri geldi. “Bir” albümünü de yaklaşık olarak aynı duyguları hissederek dinlemiştim. Albümü dinlediğimden beri Pentagram grubundan bu tarzda bir tane daha bekliyorum. Bu grup Türkçe sözler konusunda da çok iyi. Onları dinlerken Aşık Veysel’den Ömer Hayyam’a uzanan bir söyleşiyi dinliyormuş hissine kapılıyorum.




Bir
“…
Korkma ondan bundan
Ne ölümden ne hayattan
Bu dünyada gördüklerinin
Hepsi bir, hepsi Hakk’tan

İnsanoğlu kendini arar
Dünya döner milim milim
Eğer geçip gidersen bugün
Yarım kalan işin var senin”

Sır
“…
Uyan, aç gözlerini
Ömür biter yol kalır.
Uyan, aç artık kalbini
Akıl biter sır kalır
…”

Flört
Cemiyette Pişiyoruz

Kim Bunlar grubundan sonra evrilen grup Flört olarak yoluna devam etti. Flört gurubunun ilk albümü Cemiyette Pişiyoruz’dan çok farklıydı. Bu yüzden bu albümdeki bir şarkıyı duyduğumda, bildiğim Flört olduğuna inanmakta zorluk çekmiştim. Flört grubunun bu albümü benim için oldukça içsel yani ruhani. Beyoğlu’nda bu CD’yi bulabilmek için tüm müzik marketleri dolaşmam gerekmişti. Yine olsa yine yaparım. Üstelik Demli adında yeni bir albüm çıkarttılar bu albüm de oldukça başarılı. Demli, son günlerde sıkça dinlediğim albümlerin başında yer alıyor.
Cemiyette Pişiyoruz albümü bana Mevlana’yı da hatırlatıyor. İlk albümleri ile aralarındaki farkı Flört de şöyle anlatmış sanırım:

Cemiyette Pişiyoruz
“Sevgilim anla beni farklı yerlerdeyiz şimdi
 Nasıl anlatsam?
 Ben bana bakıyorum beni bende arıyorum
 Nasıl anlatsam?
 Hamdık pişeceğiz inşallah
…”

Modern Ortam Romantikleri
“…
Hepsi boş, hepsi rüya
Hepsi sende…
Yok haliyle.
Sadece ayrılık rüzgarı
Yaptı bil ki böyle…”

Mete Özgencil
Olmalı

Mete Özgencil’in bir albümü olduğu pek bilinmez. Çoğumuz onu Candan Erçetin gibi popüler insanların arkasındaki adam olarak tanırız. Bir bakmışsınız Umay Umay’la düet yapmış, bir bakmışsınız Hande Yener’in ya da Tarkan’ın bir şarkısını yazmış hatta Hepsi Grubu’nun klibini çekmiş. Kısacası ne iş yaptığı bile belli olmayan bir garip adam bu. Dikkatli dinlenince popüler şarkılarının ardında bile ruhani taraflar var, insana ait genellemeler var ama sadece asıl anlatmak istediklerini basitleştirilmiş sözlere aktarmış gibi geliyor bana. Böyle düşünmemin sebebi; kendi albümündeyse çok daha ağır bir dil kullanmış olması. Ağırlığı kelimelerde ve anlatımında değil, sözlerin içeriğinde saklı. Şarkının bir yerinde kendimi Bilge Karasu’nun Gece kitabında buluyor gibiyim. Bir garip adam, bu kadar başarılı bir albüme rağmen perde arkasında olmayı seçiyor. Keşke bir albüm daha yapsa…

Olmalı
Yaşanır ağır ağır büyük aşklar tomar tomar gelir üstüme birikir
Yetişir ağır ağır çocuklar da kendini tanır sonra hemen unutur
Olmalı eğer ipler senin elindeyse eğer çek göster
Göster bana ne kadar çelimsiz ve sevimsiz olduğunu… olmalı

Paylaşmak Lafına Bayılıyorum
“…
Dendiğinden olmuyor ki,
Olduğundan deniyor söz.
Unutmuşsun, görmüyorsun;
Aşk insanı tok tutuyor…"

 Gökhan Kırdar
 Tüür Yağmur Duası

 Gökhan Kırdar’ı tanıtmaya gerek yok elbette ama iki parçadan oluşan bu albümü oldukça ilginç.  Bir şaman ayinin içindeymişim gibi hissettiriyor. Enstrümantal albümleri dinlemekten pek keyif almama rağmen, bu albümün sözleri de içinde saklıymış gibi ya da ben öyle anlıyorum.










İlhan İrem
Koridor

Aslında İlhan İrem başlı başına bir konu ama kendimce ruhani albümleri topladığıma göre, İlhan İrem’den kısacık bahsetmemek olmazdı. Dinlememiş olanlar için söylemek gerekir ki İrem’in tüm albümleri ruhani. Onun albümlerinde Mevlana, felsefe, inanışlar, sosyal konular, gerçek sevgi kavramı gibi pek çok şeyi bulmak mümkün. Kısacası sizde ne varsa ona yani içinizdekilere ışık tutacak, düşünmeye yönelik şarkılar bunlar. Aslında ruhani demekten kastım da sorgulamaya yönelten, hayattaki duruşunuzla ilgilenen albümler olmaları. İlhan İrem’i yazının sonuna koydum ama bunun sebebi ilk olarak onu keşfetmiş olmam. Kendimce keşfim de bu albümle başladığı için Koridor’dan alıntılar yapmayı mantıklı buldum. İlhan İrem’in kendine özgü, simgesel bir anlatım tarzı var. Bu albümden alıntı yapabilmek için pek bir düşündüm. Yine de çekip çıkaracağım bir kısım bulamadım çünkü neresinden alsam bir tarafı askıda kalıyor. Yani tek bir dörtlük, albümün içeriği hakkında fikir vermiyor. Ben de bir şarkının Mevlana’nın yazdıklarıyla örtüştüğünü düşündüğüm bir kısımdan alıntı yapmaya karar verdim. Elbette bu sadece benim fikrim

Ninni Sevgilim
İlhan İrem
“…
Senin için bütün pencereler…
Arşınla sokakları birini tıklat
Kapıyı ben açacağım, tanıyamayacaksın
Yüzüm gözüm başka olacak
Bana, benden kaçtığını söyleyeceksin
Sonra sevişeceksin
Aklın bende olacak bileceğim
Birimizden birimize duygusuz diyeceksin


Sislerin içinde rasgele buluşuyoruz
Bin şüphe içinde öylesi tanışıyoruz
Ellerim senden ötelere uzanır seni yakalayamaz bir türlü
Her yerde sen her şeyde sen
Hangisini seçeyim?


Sevgilim her yerdeyiz, ben de öyleyim
Gecen yalnızlığın sislerin benim
Dağıt bitir her şeyi yine karşındayım
Bütün kaçışlarında arkandayım.”

Mesnevi
Mevlana
(Divan-ı Şems-i Tebriz 1372: A1: 168)

“İstediğin kadar üzerinde çalış, beni tanıyamayacaksın,
          benim ne olduğumu gördüğünden yüzlerce kez farklı olduğum için.
Kendini benim gözlerimin arkasına koy ve beni kendimi gördüğüm gibi gör,
          senin görmeyeceğin bir yerde mesken tutmayı seçtiğim için.”

Son yıllarda Türk Rock Müziği’nde epey gelişme oldu. Eskisi kadar takip edemiyor olsam da yeni yeni grupların ve albümlerin çıktığına tanık oluyorum. Ülkemizde pek çok konuda olduğu gibi insanlar dinledikleri müziğe de pek sahip çıkmıyorlar. Konu Türk grupları olunca, bu konuda daha açık fikirli davranmak gerektiğini düşünüyorum. Çoğumuz sevdiğimiz albümleri satın almayı aklımızdan bile geçirmiyoruz.  Oysa ki albümlerini ya da şarkılarını beğendiğimiz insanların, bu yolda bir adım daha atabilmeleri için albümlerinin satılması gerekiyor. Madem müzik yapamıyoruz ki çok iyi yapanlar da var, iyi olanları, sevdiklerimizi destekleyelim o zaman., ki devamı gelebilsin.

Ebru