İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Ocak 2015

Jülide Özçelik İzmir Konseri - 3 Ocak 2015

  Yazamadığım süre boyunca bolca konser izledim. Zamandı, yorgunluktu, işti derken hiçbirinden bahsedemedim. Oysa bu sefer bu konser içime öylesine işledi ki yazmadan duramayacağım. Hemen paylaşacağım heyecanımı.

Dün akşam Karşıyaka Opera ve Tiyatro Sahnesi Jülide Özçelik ve müzisyenlerini ağırladı. Biz de bilet bulmak için oldukça çaba gösterdik, yılbaşından itibaren telefon etmediğimiz gişe kalmadı ama hiçbirine ulaşamadık. Sonradan öğrendik ki Karşıyaka Belediyesi bu konserleri ücretsiz olarak düzenliyormuş fakat önceden davetiye almak gerekiyormuş. Biz gişeye vardığımızda davetiye kalmamıştı elbette, yani konsere girişimiz de ayrı bir hikaye.

Gelelim güzel sesli sanatçımıza. Jülide Özçelik oldukça tanınmış ve değeri bilinenlerce takip edilen bir müzisyen. Yine de duymamış, görmemiş olanlar için belirtmek istiyorum ki Jülide Özçelik bence Türkiye'de özellikle yeni sesler arasında nadide olanlardan biri.

Jülide Özçelik konser boyunca, konuşurcasına rahat bir tonla söyledi şarkılarını. Şarkı aralarında anlattı, dinledik. Sanki hepimiz eski dostuymuşuz gibi içten ve mütevazi paylaşımlarda bulundu. Eminim benim gibi salondaki pek çok insanın da gözleriyle beraber yüreklerini nemlendirdi. Harika sesi bir kenara, konser sonrası insanlarla kucaklaşması, aynı samimiyeti insanlar arasında da sürdürmesi takdire şayan bir davranış. Aslında normal olan da bu değil mi?  Fakat aksi davranışlara o kadar alışmışız ki doğru davranışlar toplum olarak bize tuhaf gelmeye başladı.

Jülide Özçelik çoğunluğu Cem Tuncer düzenlemesi olan şarkılarından hatırımda kaldığı kadarıyla aşağıdaki şarkılarını söyledi:

  • Mecnunum Leylamı Gördüm
  • Kendinle Kalırsın
  • Kara Toprak
  • Yalan Dünya
  • Sebep
  • Anan Var Midur
  • Bugün Neden Gelmedin
  • Zaman
  • Hayat
  • Şu Yaltadan Taş Yükledim
  • Uzun İnce Bir Yoldayım
  • Eşitiz Eninde Sonunda
Benim favori şarkım Kendinle Kalırsın. Söz ve müzik kendisine ait. Dilerim diğer albümlerinde daha fazla Jülide Özçelik şarkısıyla karşılaşırız.

Ayrıca müzisyenler de teker teker harikaydılar. Piyanoda Ercüment Orkut, bas gitarda Efecan Tuncer, gitarda ismini yukarıda da andığımız Cem Tuncer ve davulda değerli arkadaşım Ediz Hafızoğlu'nun performansları mükemmeldi. Ediz Hafızoğlu'na konsere katılmamıza vesile olduğu için ayrıca teşekkür ediyoruz. 

05 Mayıs 2013

II.Uluslararası İzmir Sanat Bienali

2. Uluslararası  İzmir Bienali 1 Mayıs'ta başladığı için gecikmiş bir etkinlik yazısı yazıyorum aslında. Uzun bir süredir bu etkinliği beklediğim halde ancak bugün gezme fırsatı bulabildim ama siz Bienal'i gezmek için geç kalmış sayılmazsınız. Son gün 5 Mayıs.

İstanbul Bienallerinden birini yıllar evvel gezmiştim. Bu nedenle beklentim biraz yüksekti fakat birbirinden güzel tabloları görünce dört saat boyunca kendimi kaptırarak dolaştım, çok büyük bir keyif aldım. Giriş ücreti sadece 5 lira. Bienal'den ziyade büyük bir resim sergisi geziyormuşum hissine kapıldım ama bu bana yetti de arttı. 53 ülke sanatçısının yer aldığı Bienal'de bir çok Türk sanatçı bulunuyor. Eserlerin hepsi de birbirinden güzel. İzmir'de yaşıyorsanız mutlaka gezip görmelisiniz. Katılım azlığı beni oldukça şaşırttı. Bunun nedeni; İzmir'deki etkinlik duyurularının iyi yapılamaması mı, sanat sever azlığı mı emin değilim.

Hepsini aklımda tutmama imkan yok elbette ama aklımda kalacak kadar yer eden sanatçı ve eserleriyle sizi baş başa bırakayım.

İlknur Kazak



Erol Yıldırım : Su Akar Yolunu Bulur



Betül Omay Yazıcı



İllona Petzer /Güney Afrika



Sevgi Gür



Nasuhi Yılmaz


Ayrıca keçe ile resimler yapan Semra Adıyaman'ın tablolarını çok beğendim ama maalesef ki fotoğrafını çekmemişim, internette de izine rastlayamadım. Görülmeli!





06 Nisan 2013

XI. İzmir Öykü Günleri

Konak Belediyesi'nin bu yıl 11'incisini düzenlediği öykü günleri iki günlük bir organizasyon. İzmir'de yeni olduğum için uzun süredir devam eden bu etkinliği bir kaç gün öncesine kadar duymamıştım. Başlangıçta katılım konusunda tereddüte düşmüştüm. Bunun bir sebebi etkinlik haberini tesadüfi olarak "twitter" yoluyla öğrendikten sonra farklı kaynaklarda ayrıntılı bilgiye ulaşamamam, diğer sebebiyse gideceğim mekanı bilmiyor olmamdı.

Nihayetinde etkinliğin gerçekleşecek olmasından emin olmayarak gittim, Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür ve Sanat Merkezi’ne. Üstelik mekanı oldukça kolay buldum. Kapıdaki kalabalığı görünce huzura erdim, katıldım aralarına.  Bu yılın onur konuğu Selim İleri'ydi. 

Şan dinletisi ile başladı program. "Ah Bir Ateş Ver, Benden Selam Olsun Bolu Beyi'ne" "gibi parçalar seslendirdiler. Hele bir düetleri vardı ki ilk kez duydum ama tüylerim ürpererek dinledim: "Sen Sen Sen". Yazarken bile Başak Karataş ve Hasancan İşgüden’in harika yorumlarını tekrar dinliyor ve Berk Köseoğlu'nun piyanosunun sesini duyuyor gibi hissediyorum. Benim için etkinliğin başlangıcı oldukça etkileyici idi. Ardından İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçıları Selim İleri'nin "Son Sayı" öyküsünün libertosu ile devam ettiler. 

İlk konuşmacılar Doğan Hızlan, Sırma Köksal ve Zuhal Çetin idi. İlk sözü Doğan Hızlan aldı ve öyle akıcı, öyle güzel konuştu ki kısacık sürede bilgi ve kültürünün perdesini bize aralayıverdi sanki. Selim İleri'yi övgüyle anlattı. Romanlarından, öykülerinden bahsetti. Sırma Köksal ve Selim İleri'nin  kitap kapaklarından, esinlendiği şeyler ve mekan fotoğraflarından oluşan slayt gösterisi ile hayat hikayesini, operaya, resme, tiyatroya ve okumaya olan sevgisini izledik, dinledik. Sanatçıların biyografilerini okumaktan, dinlemekten çok keyif alırım. Panelin bu kısmı benim için bir hayli ilgi çekiciydi. 



Panelin ikinci bölümünde Nermin Bezmen de kendi dilinde Selim İleri'den, onu nasıl yazarlığa cesaretlendirdiğinden bahsetti. Ardından Ayşe Sarısayın devraldı konuşmayı. Ayşe Sarısayın, babası Behçet Necatigil'in yanı sıra yazar kimliğiyle de Selim İleri'yi tanıma şerefine nail olmuş. Çocukluk yıllarında başlamış Selim İleri okumaya. Ayrıca Özlemimin elinde de şu sıralar Ayşe Sarısayın'ın bir kedisinin dilinden anlattığı "Kedimin Adı Çamur" kitabı var. Bana da bir hayli bahsetmişti kitaptan ve yazarından. Bu nedenle panelde Ayşe Sarısayın'ı dinleyebilmek hoş bir tesadüf oldu.

Ardından çok sevdiğim bir yazar Ahmet Ümit aldı mikrofonu. Eğlenceli ve akıcı konuşmasıyla sanıyorum herkesin bir anda dikkatini çekti. Gülerek ve hayranlıkla dinledim. Yazar olmakla beraber, güzel konuşmak bana göre her yiğidin harcı değil, fakat bugünkü konukların hepsi de birbirinden güzel konuşmalar yaptılar. Bunlar içinde samimiyeti ve rahatlığı ile Ahmet Ümit'i farklı bir yere koymak istiyorum. 

Derken Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan çıktı sahneye. Kendi şiirini okuyarak katıldı konuşmaya. Çok da güzel bir şiirdi. Ardından Selim İleri'ye plaketini takdim etti. Sanıyorum böyle organizasyonlara önayak olmak sanattan anlayan insanların harcı. Buradan ben de kendisine okuyucu olarak teşekkür etmek istiyorum. 



İki bölüm arasında verilen arada yazarlar aramızda rahatça dolaştılar. Kitaplarını imzaladılar, ne yazarları sıkacak rahatsızlıkta bir insan bunaltısı ne de insanların yazarlara ulaşamayacağı uzak bir durum vardı bugün. Gerçek sanatçılar ne kadar da egolarından uzak ve halk arasına karışmak konusunda rahatlar. Bu benim çok hoşuma gitti. Ahmet Ümit'i aramızda dolaşırken izlemek benim için çok keyifliydi doğrusu.

Bu organizasyon bence çok güzel düşünülmüş, çok da kıymetli bir konuk topluluğu oluşturulmuş. Daha da güzelleştirmek adına olumsuz taraflarını da buradan dile getirmek istiyorum. İlkin bu organizasyonun programı neredeyse bir yıl önceden belli olmasına rağmen duyurusu sanıyorum son bir kaç gün içinde yapıldı. Oysa aylar öncesinden şehrin her yerinde afişlerini görmemiz gerekirdi. İzmir'de etkinlikleri haber veren internet siteleri ve twitter hesapları var. Bu anlamda tüm sosyal medyada aylar öncesinden haberi dolaşabilirdi. Fakat maalesef ki kelimenin tam anlamıyla hasbelkader programdan haberim oldu.

İkinci konu ise panele getirilen liseli öğrenciler. Üzülerek söylüyorum ki buraya zorla getirilmiş gibi bir halleri vardı. Nasıl davranacakları konusunda bilgisiz, adap konusunda ise oldukça rahattılar. Onların konuşmaları, zamanlı zamansız alkışları ve ilk bölümün ortasında ansızın kalkışları oldukça dikkat dağıtıcıydı. Açıkçası onlar gittikten sonra ortam rahatladı, konsantrasyonumuz ciddi ciddi arttı.
İkinci bölümün başında üniversite öğrencileri olduğunu tahmin ettiğim bir grup, konuşmanın başında hep beraber kalkıp gittiler. Sanki sıkılıp da çıkıyorlarmış gibi bir hava oluşturdular. Oysa ki ders saatleri içinde hocaları ile birlikte girip çıkmış olduklarını tahmin ediyorum. 

Oysa böyle güzel ortamlara kitap okumaya gönül vermiş özel öğrenciler seçilmeliydi. Böylece hem diğer öğrenciler sıkılmaz hem de gerçek bir okuyucu kitlesine ulaşılmış olurdu.

Vaktiniz varsa yarınki panele katılmanızı öneririm. Yarınki panelde Hakan Günday, Doğu Yücel gibi isimler var...

Bugüne dair...
Etkinlik Bülteni

01 Nisan 2013

Urla Sanat ve Antika Pazarı

Bugün çok sevimli, her köşesi sanat kokan bir sokaktaydık. Urla Sanat Sokağı'nda (Zafer Caddesi) her ayın son pazar günü kurulan Sanat ve Antika Pazarı, el yapımı ürünlerin sahipleri tarafından satıldığı nadide pazarlardan. Ben çok keyif aldım, anlatmaktan ziyade sizi fotoğraflarla baş başa bırakacağım.


Burası oldukça küçük bir sokak ama işlevi büyük, sevimli atölyeler tezgahların arkasında sıralanmış:


Ebru satın almanız, izlemeniz ve dilerseniz 5 TL karşılığında denemeniz mümkün:


Antika eşyaların fiyatları biraz yüksek:



Aşağıdaki fotoğrafta, tezgahın sahibi çok şeker bir kadın. Kendisi harika cam, seramik takı tasarımları yapıyor.  Benim favorim bu tezgah oldu. Ayrıca İNCİKA'nın sayfasından el emeği güzel ürünlerini satın alabilirsiniz. Tezgahtakiler henüz internet sitesinde yer almıyor ama en kısa zamanda ekleyeceğini söyledi. Ben kendisine hayran oldum:




İncika'nın Baykuş kolyelerine tek tek ayrı bir sevgi beslediğimi söyleyebilirim. Bir tanesini aldım ama aklım da diğerlerinde kaldı:


Bu da ahşap ustası İlhan Durmaz. Çok güzel ahşaplar yapıyor:



Bülent Ortaçgil şarkıları çalınıyor kulağımıza. Hem de kanlı canlı. Bu da sokağın bir başka güzelliği:


Harika taş boyamalar:



 O güzel baykuşlar her yerdeler:


Ressamları izleyip, tablolarını satın alabilirsiniz:



Burası da sevimli bir mozaik atölyesi. İçeride zevkle işlenmiş desen desen mozaikler var. Aynı zamanda belli mekanlarda kurs da veriyorlar. Baykuş figürleri, papağanlar...




26 Ocak 2013

Bülent Ortaçgil Konseri


Blog yazıları arasında kitapların yanı sıra bahsetmeyi en çok arzuladığım bir diğer konu da müzik. Sanıyorum benim için müzik dinlemek; oldukça bireysel ve tek başına yapılabilen, Asaf'ın söylediği gibi “paylaşılsa yalnızlık olmaz” dedirtecek cinsten bir etkinlik. Hal böyle olunca müzik yazılarım gidilen, görülen konserlerden pek öte geçemiyor. Ben de dedim ki, hiç olmazsa laf arasında bahsedeyim .


Müzik listelerimin içinde ustalar kuşağı diyebileceğim "Babalar" adını verdiğim bir klasörüm var. Bu klasör tüm şarkılarını seçmeden dinlediğim isimleri içeriyor. Hepsini tek tek canlı dinleme imkanım olmasını arzuluyorum. Fakat bunlardan bir isim var ki onu canlı canlı dinleyememek elbette hep içimde kalacak; Barış Manço. Konuyla çok ilgili olmamasına rağmen onun adından bahsetmeden edemedim. Huzur içinde uyusun.

Bu isimlerden gözümle görüp dinleyebildiklerim arasında Erkin Koray, İlhan İrem, Cem Karaca ve Yeni Türkü gibi üstatlar var. Nihayet bu listem içinden dün gece Bülent Ortaçgil'i de canlı dinleyebildiklerim arasına ekleyebildim. Hem de büyük bir keyifle.

Durumumun belirsizliği ve sanırım konser mekanının yakın olasına da güvenerek biletimi son anda almak gafletinde bulundum. Elbette biletler bir gün öncesinden tükenmişti. Konser zamanına yakın bir saatte iptal olabilecek bir bilet bulmak ümidiyle konser salonuna gidip bekledim, bekledim. Kalabalığı görünce, ümidimi yitirmeye başladığım anda bir grubun gelemeyecek olma haberine pek bir sevindim. Şans bu ya, en önde boşalan koltuğa yerleşiverdim.


Bülent Ortaçgil yılların ustalığıyla rahat bir tavırla çıktı sahneye, son albümü "Sen"den şarkılar söyledi önce. Şarkı aralarında konuşmaları çok keyifliydi, bolca güldürdü, bazen iğneledi. Sonra eski albümlere, "Benimle Oynar Mısın?", "Gece Yalanları", "Pencere Önü Çiçeği" derken Fikret Kızılok'u, Erkan Oğur'u anarak kendi deyimiyle bir "hoşçakal şarkısı" ile "biz hiç yorulmadık" derken gülümseyerek veda etti.


"Oyuna devam,
biz hiç yorulmadık,
biz hiç yenilmedik
desem yalan"

Benim de içimde "Şarkılarım Senindir" parçası kaldı doğrusu. Konserin bir bölümünde Ortaçgil piyano ve gitarıyla akustik şarkılar söyledi. Bu kısım oldukça keyifliydi. Birlikte çalıp söylediği müzisyenleri de es geçmeyelim, harika eşlik ettiler, çok mesut oldum, konserden keyifle ayrıldım.

Konser Mekanı: Karşıyaka Opera ve Tiyatro Salonu
Tarih                : 25 Ocak 2013 

12 Ekim 2012

İzmir'de Jehan Barbur

Bu yazıyı konserin hemen ardından yazabilmiş olsaydım, eminim çok daha coşku dolu bir yazı olacaktı. Fakat konser iki saat yirmi dakika kadar süren dolu dolu bir dinleti olunca eve dönüp de oturup yazmaya takatim kalmadı. Jehan Barbur’un dün geceki Alsancak Bios konserine öncelikle Sevgili’nin isteği üzerine gittim. Bir iki parçayı bilmiyor değildim ama yeni çıkan Sarı albümünün tanıtım konserine gitmek aslında benim için büyük bir cesaret örneğiydi. Sıkılacak mıydım ki acaba?

Bios’un konser sahnesi normallerinden biraz yüksek, sahneyi görmek adına bu çok olumlu bir şey. Sahne düzeni ve ses sistemi de oldukça başarılıydı. Konser başladığında önce orkestra yerini aldı. Ardından Barbur’un güzel sesiyle okuduğu Sarı şiirini duyduk ve gözleri kamaştıran güzelliğiyle orkestranın arasına katılışını izledik.

Bir ara sokakta öldüm... 
Dün 
Öylece yani. 
Birdenbire 
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde 
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına, 
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken 
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma 
Bitmiş, 
Öylesine yani. 
Birdenbire 


İlk anlardan itibaren sesinin çok nadir perde güzelliği, şarkı söylemekten aldığı kişisel zevk ve tavırlarındaki samimiyet bizi de sardı. Henüz 1-2 hafta önce piyasaya çıkmış olan albümündeki şarkıların dinleyiciler tarafından ezbere söylenmesi görülmeye değerdi. Fark ettirmemeye çalıştıysa da dinleyicilerin bu halleri Barbur’un gözlerinin dolu dolu olmasına yetti. En ufak bir yapmacıklık sergilememesi; en ufak olumsuz duyguya sebebiyet vermeden konser alanına çivilenmemize neden oldu. Uzun süren konser boyunca hiç sıkılmadan ve büyük bir keyifle konseri bitirdik. 
Sıkılmak mı demiştim? Tersine; mutlu mesut, böyle bir sesin yurdumda bulunmasından memnuniyet duyarak döndüm evime.


Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Konsere ara verilir verilmez etrafımızdaki insanlar sigara içmeye başladılar. Bu durumu Bios sahiplerinin duyarsızlığına mı yoksa kapalı alanda sigara içerek diğer insanlara karşı tüm saygısızlığını takınmış dinleyiciye mi mal etmem gerektiğine karar veremedim. Yazık ki bu durum bu tip organizasyonların yapıldığı tüm mekanlarda karşılaştığımız bir sıkıntı.

Jehan Barbur’la beraber orkestrasına da ayrıca teşekkür etmek gerek. Harika çaldılar, keyfe keyif kattılar. Ayrıca bir blog yazarı olduğunu, Bülent Ortaçgil’in desteğini aldığını, Feridun Düzağaç gibi şarkıcılara şarkı yazdığını öğrenmek de pek hoşuma gitti doğrusu. Dinlememiş olanlarınıza bir kulak vermenizi öneririm. Pişman olmayacaksınız.


07 Ekim 2012

İzmir'de Flört


Eski bir Flört dinleyicisi olarak dün gece İzmir konserini izleyen keyifli kalabalığın arasındaydık. Öyle az buz değil bu katıldığım üçüncü konserleriydi. İkisini İstanbul’da izlemiş, performanslarına hayran olmuştum. İzmir’e geleceklerini duyunca yalnız bırakmak olmaz dedik, Sevgili’yle beraber atladık gittik.

Alsancak Asmaaltı’na bu ilk gidişim. Küçük bir mekan, küçük bir sahne ve biraz da soğutma sorunu var fakat Flört Grubu ve şarkıları mekanın bu yönlerini hepimize unutturdular. Şarkıların çoğu Demli albümünden geldi. Neyse ki o en sevdiğim Cemiyette Pişiyoruz albümlerinden de Cemiyette Pişiyoruz ve Şakalar’ı Dünya gözüyle görüp dinleyebildik. Aralarda o güzel eski şarkılara döndüler ve çok da güzel çalıp söylediler. Özdemir Erdoğan’dan Gurbet, Kazım Koyuncu’dan Gelavera Deresi, Yaşar Kurt’tan Mamu, Erkin Koray’dan Şöyle Böyle ki bu şarkı konser için oldukça coşturur nitelikte ve çok iyi bir seçim, Barış Manço’dan Yine Yol Göründü Gurbete gibi şarkılarla devam ettiler. Flört’e bu şarkılar çok yakışıyor. Barış Manço’ya Erkin Koray’a pek dillere düşmemiş şarkılarıyla her konserlerinde yer vermelerini çok takdir ediyorum. Bir de “Rasta Baba” şarkıları var ki, onlar da bu şarkının potansiyelinin farkında olmalılar, önce konserin başında sonra da sonunda aynı şarkıyı çaldılar. İki seferinde de stüdyo kaydı kadar güzeldi ve biz yine de bu şarkıyı dinleyip söylemeye doyamadık. Ayrıca İzmir dinleyicisi de bir takdiri hak ediyor. Konser boyunca dinleyicinin enerjisi ziyadesiyle hissediliyordu. Hatta dinleyici kitlesi olarak İzmir ve ortamını bir İstanbullu olarak daha çok sevdim. Konser bu açıdan da çok keyifliydi.

Flört; konserlerine gittiğinizde, sizi canlı müzikten soğutmak yerine daha çok bağlayacak, sahnedeki üç kişinin(Ozan Kotra, Çağatay Kehribar ve Hakan “Timsah” Çağlar) performansına, Ozan’ın sahne hakimiyetine ve samimi sözlerine hayran olacağınız bir grup. Ne mutlu ki Türk Rock yapıyorlar. Rock’n Roll seven, eskilerin değerini bilen, Türkçe’ye ve köklerine sahip çıkmak konusunda oldukça duyarlı ve başarılı bu gruba tekrar teşekkür ediyorum.

06 Ekim 2012

İzmir'de Filmekimi


Sinemaya gitmeyeli uzun bir zaman olmuş, çok özlemişim. Bu özlemimi Filmekimi ile gidererek iki filmi art arda izleyecek güzel bir fırsatım oldu. İzmir’i pek bilmediğim için kısa bir aramadan sonra Karaca Sineması’nı buldum ve ilk film olan Cennetteki Çöplük’e aldım biletimi.

Fatih Akın’ın yönetmenliğindeki film tam beş yılda çekilmiş. Bu beş yılda Trabzon’un Çayburnu ilçesine yapılan çöplük alanı başlangıcından itibaren kayda alınmış. Aslında bir film değil belgesel niteliği taşıyor. Belgesel olması,  “sinemada belgesel mi izlenirmiş” diye düşündürmesin sizi. En başından itibaren öyle içine alıyor, öyle güzel bir akıcılığı var ki kendinizi o yerde hissediyor, adeta ilçeye yayılan kokuyu duyuyorsunuz. Fatih Akın’ı ne kadar tebrik etsem az ki film bittiğinde tüm izleyicilerle beraber güzel bir alkış tutturduk. Yazık ki İlçe sakinleri, mücadelelerinden hiçbir sonuç alamamış. Film neticede sadece çevre duyarlılığını değil, yönetimdeki kokuşmuşluğu, nasıl bir ülkede yaşıyor olduğumuzu da gözler önüne seriyor.

Belgeselin bir yerinde Şevval Sam, bir yerinde de Manga konseri ile karşılaşıyoruz. Manga konserinde konsere eşlik eden müezzini, konserin ardından ezanını okumaya giderken izlediğim sahneyi çok sevdim.
Başka bir evde orta yaşın üstünde bir bey, savcıya verdiği dilekçeden ve savcının tepkisinden bahsediyor; “beni çocuk gibi azarladı” diyor. Oysa biz bu sahnelere ne kadar alışığız değil mi? Doktorun, savcının, bankadaki memurun kendinde karşısındakini azarlama hakkını nereden bulduğunu anlamanın imkanı var mı? O halde biz bir üçüncü sınıf ülkesi değiliz de neyiz?

Bu belgeselden çok etkilendim. Filmekimi ile vizyona bugün girmiş olan belgeseli mutlaka izleyin. Sinemanın elle tutulur anlamda ne işe yaradığını ve gücünü net bir şekilde hissedeceksiniz.  Fatih Akın’ı gönülden tebrik ve takdir ediyorum. Şunu da unutmadan söyleyeyim; bu belgesel sırasında epey güldük. Ağlanacak halimize güldük demek daha doğru olur. Örneğin çöplüğün kurulmasından önce verilen hiçbir sözün gerçekleştirilmemesi fakat ilk zamanlarda parfüm fıskiyelerinin kurulması bizi epey güldürdü doğrusu.


No/Hayır

İkinci film ise Şili’de geçen No filmiydi. No’nun başrolünde sevdiğim bir oyuncu olan Gael García Bernal yer alıyor. Filmde diktatör Pinochet uluslar arası baskılara dayanamayarak kendi başkanlığı konusunu referanduma taşır. Muhalefet kanadı ise Hayır kampanyalarının televizyonda bir ay boyunca gösterilecek ve her akşam on beş dakika yayınlanacak olan reklamlarını yönetmek üzere ünlü bir reklamcı ile anlaşır. Bundan sonra; özgürlük ve reklam dilini aynı anda takip edeceğimiz hem hüzünlü hem de komik dakikalar başlar.
No filmi de oldukça akıcı ve izlemeye değer bir film. Ben bu filmden de oldukça keyif aldım. Referandumun olduğu tarihin bugün yani 5 Ekim olması ayarlanmış mıydı bilmiyorum ama hoş bir tesadüftü. 

İyi seyirler dilerim.

10 Eylül 2012

İzmir Doğal Yaşam Parkı


Hayvanları Seviyoruz 

Bugün İzmir’in kurtuluşunun 90. yıldönümüydü. Bugün de blogumuzu güncellemezsen ne zaman güncelleyeceğiz değil mi? Kısa bir süreye kadar Yalova’da yaşarken, henüz ne olduğunu anlamadan İzmir’e yerleşmiş bir İstanbullu olarak yeni bir şehir tanımaya başlıyorum. O vesileyle İzmir Doğal Yaşam Parkı’nı gezmeye karar verdik.

Önceki yazılarımdan birinde Afrika’da yaptığımız safaride, hayvanların çok büyük bir ortamda kontrollü olarak rahatça dolaşmalarına tanık olmuştum. Bu park bana orayı hatırlattı. Çok benzemese de pek çok hayvanın herhangi bir hayvanat bahçesinden daha rahat bir ortamda dolaşıyor olmaları çok güzel. Giriş ücreti yetişkinler için 3 TL, öğrenciler için 1TL, oldukça ucuz.

İzmir Merkez’den Doğal Yaşam Parkı’na ulaşım rahat. Eğer kendi aracınızla gelecekseniz hem rahat hem de keyifli bir yol sizi bekliyor. Otoparktan ücret talep edilmiyor oluşunu da ekleyelim. Zira biz İstanbullular pek alışık değiliz böyle uygulamalara. Ayrıntıları  Doğal Yaşam Parkı'nın kendi sitesinden de öğrenebilirsiniz.

Hayvanların yaşadığı bölgeler düzenli bir şekilde bölünmüş. Çocuk Hayvanat Bahçesi, Afrika Savanı, Tavus Kuşları ve Sülünler gibi bölümlerde orada yaşayan hayvanları görmeniz mümkün. En sevdiğim bölümlerden biri Tropik Merkez kısmıydı. Burası kapalı bir alan ve soğutulup nemli bir ortam oluşturulmuş. İçeride papağanlar, yılanlar, timsah ve kaplumbağa gibi hayvanlarbulunuyor. Bu tropik alanda ağaçlardan sarkan muzlar bile var.
Pelikanlar muhabbet halindeler:

 Bu tavus kuşu rahatça etrafta dolaşıyor:


Onları sevebilmek için korkmamak gerekiyor galiba. Bu güzel at yanımızdaki ailenin bebeklerine verdiği mamadan kendine pay çıkarmak için gelmiş:


Zürafaların yüzleri bana hep hüzünlü gelmiştir. Bu zürafa da Seyir Terası'ndaki insanların elinden ot yiyor: 


İşte Sevgili'nin çok yakın zaman önce üzerine binip bir kez daha hayran olduğu, ihtişamlı ve sevimli, akıllı hayvan. Üstelik aynadaki görüntüsünün gerçek olmadığının ayırdına varan birkaç hayvandan biriymiş kendileri:

Halka kuyruklu lemurların yüzündense fırlamalık fışkırıyor:

Tropik Merkez'deki serbest papağanlar dokunulacak kadar yakında duruyorlar.



Bu koca kaplumbağanın canlı olup olmadığını anlamam için dakikalarca izlemem gerekti: 



Flash kullanımı yasak bir ortam olduğu için iguana ve diğer yılanların fotoğrafları yok. Sadece ışık altında dolanmış bu ilginç yılanın fotoğrafı net:


Biraz da olumsuz kısımlardan bahsedelim. Mekanı gezerken Belediye makinelerinin çalışmasına denk geldik. Çalışmalar yüzünden bazı hayvanlar kendini göstermediler, yuvalarında saklanmışlardı. Böyle bir yerde en yoğun zaman olan hafta sonunda iş makinelerini çalıştırmak hoş gelmedi gözümüze. Ayrıca kapalı alanlardaki pek çok bölgede asılı uyarılara rağmen insanlarımız fotoğraf makinelerini flashlı kullanmaya devam ediyordu. Okumayı mı sevmiyoruz, kurallara mı aldırmıyoruz?

Girişte dağıtılan broşürlerde parkın haritası mevcut fakat dolaşması kolay bir alan olduğundan haritaya ihtiyaç duymadık. İçerideki restoran atıştırıp çay içmek için oldukça ideal, üstelik çok da ucuz. Yürüyüşün tadını çıkarmanızı dilerim.