6 Ekim 2012 Cumartesi

İzmir'de Filmekimi


Sinemaya gitmeyeli uzun bir zaman olmuş, çok özlemişim. Bu özlemimi Filmekimi ile gidererek iki filmi art arda izleyecek güzel bir fırsatım oldu. İzmir’i pek bilmediğim için kısa bir aramadan sonra Karaca Sineması’nı buldum ve ilk film olan Cennetteki Çöplük’e aldım biletimi.

Fatih Akın’ın yönetmenliğindeki film tam beş yılda çekilmiş. Bu beş yılda Trabzon’un Çayburnu ilçesine yapılan çöplük alanı başlangıcından itibaren kayda alınmış. Aslında bir film değil belgesel niteliği taşıyor. Belgesel olması,  “sinemada belgesel mi izlenirmiş” diye düşündürmesin sizi. En başından itibaren öyle içine alıyor, öyle güzel bir akıcılığı var ki kendinizi o yerde hissediyor, adeta ilçeye yayılan kokuyu duyuyorsunuz. Fatih Akın’ı ne kadar tebrik etsem az ki film bittiğinde tüm izleyicilerle beraber güzel bir alkış tutturduk. Yazık ki İlçe sakinleri, mücadelelerinden hiçbir sonuç alamamış. Film neticede sadece çevre duyarlılığını değil, yönetimdeki kokuşmuşluğu, nasıl bir ülkede yaşıyor olduğumuzu da gözler önüne seriyor.

Belgeselin bir yerinde Şevval Sam, bir yerinde de Manga konseri ile karşılaşıyoruz. Manga konserinde konsere eşlik eden müezzini, konserin ardından ezanını okumaya giderken izlediğim sahneyi çok sevdim.
Başka bir evde orta yaşın üstünde bir bey, savcıya verdiği dilekçeden ve savcının tepkisinden bahsediyor; “beni çocuk gibi azarladı” diyor. Oysa biz bu sahnelere ne kadar alışığız değil mi? Doktorun, savcının, bankadaki memurun kendinde karşısındakini azarlama hakkını nereden bulduğunu anlamanın imkanı var mı? O halde biz bir üçüncü sınıf ülkesi değiliz de neyiz?

Bu belgeselden çok etkilendim. Filmekimi ile vizyona bugün girmiş olan belgeseli mutlaka izleyin. Sinemanın elle tutulur anlamda ne işe yaradığını ve gücünü net bir şekilde hissedeceksiniz.  Fatih Akın’ı gönülden tebrik ve takdir ediyorum. Şunu da unutmadan söyleyeyim; bu belgesel sırasında epey güldük. Ağlanacak halimize güldük demek daha doğru olur. Örneğin çöplüğün kurulmasından önce verilen hiçbir sözün gerçekleştirilmemesi fakat ilk zamanlarda parfüm fıskiyelerinin kurulması bizi epey güldürdü doğrusu.


No/Hayır

İkinci film ise Şili’de geçen No filmiydi. No’nun başrolünde sevdiğim bir oyuncu olan Gael García Bernal yer alıyor. Filmde diktatör Pinochet uluslar arası baskılara dayanamayarak kendi başkanlığı konusunu referanduma taşır. Muhalefet kanadı ise Hayır kampanyalarının televizyonda bir ay boyunca gösterilecek ve her akşam on beş dakika yayınlanacak olan reklamlarını yönetmek üzere ünlü bir reklamcı ile anlaşır. Bundan sonra; özgürlük ve reklam dilini aynı anda takip edeceğimiz hem hüzünlü hem de komik dakikalar başlar.
No filmi de oldukça akıcı ve izlemeye değer bir film. Ben bu filmden de oldukça keyif aldım. Referandumun olduğu tarihin bugün yani 5 Ekim olması ayarlanmış mıydı bilmiyorum ama hoş bir tesadüftü. 

İyi seyirler dilerim.

Hiç yorum yok: