Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Mayıs 2013

II.Uluslararası İzmir Sanat Bienali

2. Uluslararası  İzmir Bienali 1 Mayıs'ta başladığı için gecikmiş bir etkinlik yazısı yazıyorum aslında. Uzun bir süredir bu etkinliği beklediğim halde ancak bugün gezme fırsatı bulabildim ama siz Bienal'i gezmek için geç kalmış sayılmazsınız. Son gün 5 Mayıs.

İstanbul Bienallerinden birini yıllar evvel gezmiştim. Bu nedenle beklentim biraz yüksekti fakat birbirinden güzel tabloları görünce dört saat boyunca kendimi kaptırarak dolaştım, çok büyük bir keyif aldım. Giriş ücreti sadece 5 lira. Bienal'den ziyade büyük bir resim sergisi geziyormuşum hissine kapıldım ama bu bana yetti de arttı. 53 ülke sanatçısının yer aldığı Bienal'de bir çok Türk sanatçı bulunuyor. Eserlerin hepsi de birbirinden güzel. İzmir'de yaşıyorsanız mutlaka gezip görmelisiniz. Katılım azlığı beni oldukça şaşırttı. Bunun nedeni; İzmir'deki etkinlik duyurularının iyi yapılamaması mı, sanat sever azlığı mı emin değilim.

Hepsini aklımda tutmama imkan yok elbette ama aklımda kalacak kadar yer eden sanatçı ve eserleriyle sizi baş başa bırakayım.

İlknur Kazak



Erol Yıldırım : Su Akar Yolunu Bulur



Betül Omay Yazıcı



İllona Petzer /Güney Afrika



Sevgi Gür



Nasuhi Yılmaz


Ayrıca keçe ile resimler yapan Semra Adıyaman'ın tablolarını çok beğendim ama maalesef ki fotoğrafını çekmemişim, internette de izine rastlayamadım. Görülmeli!





01 Nisan 2013

Urla Sanat ve Antika Pazarı

Bugün çok sevimli, her köşesi sanat kokan bir sokaktaydık. Urla Sanat Sokağı'nda (Zafer Caddesi) her ayın son pazar günü kurulan Sanat ve Antika Pazarı, el yapımı ürünlerin sahipleri tarafından satıldığı nadide pazarlardan. Ben çok keyif aldım, anlatmaktan ziyade sizi fotoğraflarla baş başa bırakacağım.


Burası oldukça küçük bir sokak ama işlevi büyük, sevimli atölyeler tezgahların arkasında sıralanmış:


Ebru satın almanız, izlemeniz ve dilerseniz 5 TL karşılığında denemeniz mümkün:


Antika eşyaların fiyatları biraz yüksek:



Aşağıdaki fotoğrafta, tezgahın sahibi çok şeker bir kadın. Kendisi harika cam, seramik takı tasarımları yapıyor.  Benim favorim bu tezgah oldu. Ayrıca İNCİKA'nın sayfasından el emeği güzel ürünlerini satın alabilirsiniz. Tezgahtakiler henüz internet sitesinde yer almıyor ama en kısa zamanda ekleyeceğini söyledi. Ben kendisine hayran oldum:




İncika'nın Baykuş kolyelerine tek tek ayrı bir sevgi beslediğimi söyleyebilirim. Bir tanesini aldım ama aklım da diğerlerinde kaldı:


Bu da ahşap ustası İlhan Durmaz. Çok güzel ahşaplar yapıyor:



Bülent Ortaçgil şarkıları çalınıyor kulağımıza. Hem de kanlı canlı. Bu da sokağın bir başka güzelliği:


Harika taş boyamalar:



 O güzel baykuşlar her yerdeler:


Ressamları izleyip, tablolarını satın alabilirsiniz:



Burası da sevimli bir mozaik atölyesi. İçeride zevkle işlenmiş desen desen mozaikler var. Aynı zamanda belli mekanlarda kurs da veriyorlar. Baykuş figürleri, papağanlar...




22 Mart 2013

Vadim O Kadar Yeşildi Ki!

Çocukluğum ve ilk gençliğim, evimin yakınlarında bir kültür merkezi olması isteği ve olacağı söylentileriyle geçti. Küçükçekmece'ye çok güzel bir kültür merkezi yapıldı yapılmasına ama ben çok uzaklarda yaşıyorum artık. Olsun varsın. Ben yine de yapılmışı öveyim, yaptıranı da takdir etmeden geçmeyeyim.

Gidip geldikçe Cennet Kültür ve Sanat Merkezi'nin etinden sütünden faydalanmayı ihmal etmiyorum. Son ziyaretimin tadı hala damağımda. "Vadim o kadar yeşildi ki!" adlı sergiyi 02 Mart/02 Nisan tarihleri arasında ücretsiz olarak dilediğinizce ziyaret edilebilirsiniz. Bu sergide ilk örneklerinden günümüze, ustaların elinden dökülmüş birbirinden güzel ve kıymetli manzara resimleri sergileniyor. Abidin Dino, İbrahim Çallı, Hoca Ali Rıza, Devrim Erbil... bunlar aklımda ilk yer eden isimler...ve tabii ki fotoğraflarıyla Ara Güler.

Sergide Orhan Pamuk resmi ile karşılaşmak benim için oldukça şaşırtıcıydı. Malum, ressam olacağını düşünerek resimler yapmış ama sonra yazar olmaya karar vermiş. Resimleri sergilenmediğinden olsa gerek, hep merak etmiş ama görmemiştim.


Başka neler var, bültenden alıntı yapalım:

"“VADİM O KADAR YEŞİLDİ Kİ !..
İLK ÖRNEKLERİNDEN GÜNÜMÜZE MANZARA”

02 MART 2013/ 02 NİSAN 2013

Açılış: 02 Mart 2012 Cumartesi, Saat: 18.00
Yer: CKSM (Cennet Kültür ve Sanat Merkezi) Sergi Salonu


Küratör : ERKAN DOĞANAY

SÜLEYMAN SEYYİT * HALİL PAŞA * AHMET MÜNİP * CELAL ESAT ARSEVEN * SAMİ YETİK * NAZMİ ZİYA * İBRAHİM ÇALLI * HİKMET ONAT * AVNİ LİFİJ * HOCA ALİ RIZA * NAMIK İSMAİL * VECİH BEREKETOĞLU * HAYRİ ÇİZEL * CEVAT DERELİ * EŞREF ÜREN * ŞEREF AKDİK * İBRAHİM SAFİ * CEMAL TOLLU * HAMİT GÖRELE * ŞEFİK BURSALI * SAMİ LİM * HALE ASAF * ABİDİN DİNO * FERRUH BAŞAĞA * TURGUT ATALAY * NURİ İYEM * HAŞMET AKAL * AHMET YAKUPOĞLU * NEJAD MELİH DEVRİM * ZEKİ KIRAL * ARA GÜLER * DEVRİM ERBİL * MUHSİN KUT * BALKAN NACİ İSLİMYELİ * EKREM KAHRAMAN * ORHAN PAMUK * AYDIN AYAN * MAHMUT CELAYİR * SELAHATTİN YILDIRIM * ŞİNASİ GÜNEŞ*MUSTAFA ORKUN MÜFTÜOĞLU * OZAN KUTSAL *COŞKUN SAMİ * ZEYNEP BİNGÖL ÇİFTÇİ * ŞEVKET SÖNMEZ * SERKAN YÜKSEL* BURCU PERÇİN * HALİL İLDENİZ * DENİZ GÖKDUMAN * DENİZ BAYAV * AYŞEGÜL KALKAN * SUNA TÜFEKÇİBAŞI * DENİZ AKTAŞ * EVREN GÖKKAYA * FIRAT BİNGÖL * DİLEK ÖZTÜRK * BUĞRA EROL

SÜLEYMAN SEYYİT, HALİL PAŞA, CEMAL TOLLU GİBİ SANAT TARİHİMİZİN ÖNEMLİ RESSAMLARININ DAHA ÖNCE SERGİLENMEMİŞ MANZARA RESİMLERİ BU SERGİDE İLK KEZ YER ALMAKTADIR."

04 Ağustos 2012

Kukla Atölyesi Nihayete Erdi


Üç günün ardından kuklalarımızla birlikte İzmir Film Atölyesi'nde Özlem Akın ile Kukla Etkinliğimiz de tadı damağımızda kalarak sona ermiş oldu. Kukla yapmayı öğrenmek dışında bu güzel insanları tanımak hoş bir deneyimdi. Kış döneminde de hem İstanbul hem İzmir’de atölye günleri açılmaya devam edecek. Ucundan köşesinden ilginiz varsa hem Kukla Atölyesi’ne hem de Animasyon Atölyesi’ne katılmanızı dilerim.

Hummalı çalışmalarımızın ardından kuklalarımızın hemen hemen bitmiş halleri şöyle:







Katılan ve kuklalarını blogumuzda paylaşmaya izin veren tüm katılımcılara çok teşekkür ederim. 


01 Ağustos 2012

İzmir Kukla Atölyesi


İki gündür İzmir Film Atölyesi’ndeyim. Pek keyifliyim. Kardeşim Burak sayesinde haberimin oldu etkinlikten. Burak, uzun bir süredir “stop motion” tekniğiyle kısa filmler çekiyor. Filmleri için mekanlar, figürler ve senaryolar hazırlıyor. İlk kukla deneyimimiz Sevgili’yle beraber Fimo hamuru kullanarak ve fırında fazla tutup kuklanın burnunu yakarak gelişmişti. Oysa bu etkinlik oldukça profesyonel ellerde, üstelik çok da zevkli.
Üç gün sürecek olan etkinliğin ikinci gününü devirdik bugün. Ne zaman başladık, nasıl geçti koca iki gün, hiç anlamadım. Özlem Akın yönetiminde, İzmir Film Atölyesi’nde toplamda 24 saat sürecek olan etkinliğimizde kukla yapımını öğreniyoruz.

Bilmeyenler, duymayanlar için öncelikle hocamız Özlem Akın’ı tanıyalım. Özlem Akın, 45. Antalya Altın Portakal Film Festivalinde, Gemeinchaft adlı filmiyle, en iyi kısa film ödülünü almış genç bir yönetmen. Çek Cumhuriyeti’nin Prag’ında yaşıyor ve harika kuklalar yapıyor. Kuklalarını filmlerinde oynatıyor, satıyor, isteyene  öğretiyor. Belli dönemlerde İstanbul ve İzmir’de atölye çalışmalarına zaman ayırıyor.  Kuklalarındaki detayları incelemenizi tavsiye ederim. Bayılacaksınız…





İzmir Film Atölyesi; Konak’ta, çok hoş bir binanın içinde, sevimli bir atölye. Aşağıda gördüğünüz

24 Temmuz 2012

Yerdeki Yıldızlar


Uzun zamandır içime işleyecek, duygularımı hallaç pamuğu gibi savurup atacak bir film izleyeyim deyip duruyordum. Eşimin sayesinde gerçek oldu dileğim.  “Taare Zameen Par” “Yerdeki Yıldızlar”… Doğru kabul edilenlere ulaşmak için büyürken insanlar, uzaklaşan büyülü güzel düşlere sahip çocuklar yerdeki yıldızlar.

Şuan evrenin gizemini çözmüşçesine dingin, coşkulu ve mutluyum. 






Ön yargılarımla başladı film, gördüğüm yerde kaçmak isteyeceğim bir oğlan çocuğuna, sarılıp ağlamak istememle sona erdi. 2007 yılında yayınlanmış, yönetmeni Aamir Khan. Bazı fotoğraflarda olduğu gibi hayran bırakan renkleri var Hindistan’ın ve birçok filmde beni rahatsız eden ama bu filmde çok hoşlandığım animasyonlar. Aamir Khan ve Darsheel Safary’in oyunculukları, Darsheel’in bakışları, mimikleri şahane. Ve filmde kullanılan şarkıların sözleri öyle güzel ki, yazmak isterim.

“Biraz tatlı, biraz ekşi.
Biraz yakın ama çok uzak değil.
Bana gereken, tüm ihtiyacım olan, tüm ihtiyacım olan özgür olmak.
Dokunacak kadar yakın olmasına rağmen kaybolur bir anda, sanki bir serap.
Düşlerin dokusu, bir süveter gibi ısıtır beyaz bulutların ötesindedir benim dünyam.
İzin ver de gireyim,
izin ver, şüpheliyim.
Vardır benim gibi,
daha daha niceleri.
Yalnız değilim uyur-gezer, yarı uyanık adım atıyorum sendeliyorum.
Yalnız değilim, uyur-gezer, şaşkın yürürken tökezliyorum.
Hala şüphelerim var acaba batan güneş tekrar doğacak mı?
Dünyam bir çözüldü mü herkesi şaşırtacak.
Gözlerim açık nasıl da koşuyorum, nasıl da koşuyorum öte-dünyaya..
Sonra kuş gibi süzülüyorum, tam da olmak istediğim.
Uçan binlerce kanat gökyüzünü keşfediyor.
Çok fazla dönemeç var, takip edilecek çok fazla yol ve keşfedilecek bir dünya.”


İlk 10-15 dakikasında kızgınlık ve bezginlik olsa da, 165 dakika boyunca yoğunluğu hiç azalmadı hissettiklerimin.

Daha önce bir çok filmde kullanılan bir hikayesi var aslında, dışlanmış, farklı öğrenciyi hayata bağlayan bir öğretmen. Herkesin hayatında da vardır belki o hikaye, birisi gelir farklı bir adım atmayı, başka bir gözle bakmayı, ayağa kalkmayı ve belki koşmayı öğretir. Ama filme dair tek başlık kesinlikle bu değil, ön yargılardan, herkesi bir örnek yapmaya çalışmaktan, koşuşturup hayatı kaçırmaktan bahsediyor çokça.

Eğer filmi izlemediyseniz yazının buradan sonrasını bence hiç okumayın, hatta bence her hangi bir yerden konusunu da okumadan izleyin. Ishaan Awasthi dokuz yaşında okuma ve yazma zorluğu çeken, çevresindekilere karşı tepkili, büyülü hayal dünyasında yaşayan bir çocuk. Ailesi onu disiplinsiz ve inatçı olduğu için bir yatılı okula gönderiyor. Katı eğitimi olan okul, ailesinin onu terk edişi ile depresyona giriyor ve içine kapanıyor. Okula vekil sanat öğretmeni olarak gelen Ram Shankar Nikumbh, onu ve disleksi hastalığını fark ediyor. İşte artık güzel bir şey olmalı derken, film umut dolu abartısız, doğal bir yeniden doğuş hikayesine dönüşüyor. Gözyaşları da bundan sonra yüreğe iniyor sanırım.

Sean Peen’e bir kez daha hayran olduğum “This Must Be the Place”e dair yazmak istiyordum. Çok güzel bir filmdi 10 üzerinden 8 verirdim sanırım ama “Yerdeki Yıldızlar” 9+umut, mutluluk, hüzün ve sevgi oldu.

Düşlerinizi hiç kaybetmemenizi ve keyifli seyirler dilerim…
Özlem…

29 Mayıs 2011

Mehmet Güreli ve Azıcık İlhan Koman


 
İşte hayran olduğum bir insan tipi. Sanatın pek çok dalına bulamış elini ama hepsinden de alnının akıyla çıkmış. Bir zamanlar onun söylediğini bilmeyerek radyoda sıklıkla dinlediğim bir şarkı vardı:

"Bulut geçti, gözyaşlarım kaldı çimende
Gül rengi şarap içilmez mi böyle günde
Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye
Kimse bilmez, kimse bilmez…"

Ömer Hayyam’ın rubaisinden derlenmiş harika bir şarkı. Sonradan öğrendim Mehmet Güreli’ye ait olduğunu. Ardından ismini pek çok yerde duymaya başladım. 

14 Eylül 2010

Ne İşe Yarar Bu Sanat Dedikleri?

    Uzun süredir, sevdiğim şeyler hakkında düşünüyorum. Muhtemelen sürekli olan işimi bırakmış olmam ve her şeyi yapma arzusuyla dolup taştığım için yapmaktan hoşnut olduğum işlere vakit ayırabiliyor ve neden onları sevdiğimi düşünüyorum. Neden resim yapmak, yazı yazmak, üretmek istiyorum?
    Hayatımın kendimi bilip de elim kalem tuttuğu her döneminde muhakkak bir şeyler yazacak bir defterim olmuştur. Herhangi bir şeyi yazabileceğim ama mutlaka yazabileceğim kağıtlar… Pek çok zaman da bunlara sadece ben mi ihtiyaç duyuyorum diye de düşünürüm. Çünkü etrafımdaki insanlar kitap okuyor olsalar da genelde yazıp çizme ihtiyacı duymuyorlar. Peki ya bunlara ben neden ihtiyaç duyuyorum, bu bağımlılığımın sebebi nedir? Belirli aralıklarla sorduğum bu soruları bir süredir kendime sormadığımı fark ettim çünkü cevaplarımı bulmuştum. Yazmak, çizmek, sanata olan aşk… bunlar neden önemli, en azından benim için ne anlama geliyorlar?

30 Temmuz 2010

Resim Sergisi


Malezya'nın Kuala Lumpur şehrinde Petronas Kulelerinin dibinde Suria KLCC adındaki alışveriş merkezini gezerken bir resim ve heykel sergisi gördük. Konusu savaş olan sergide hep aynı figür farklı boyut ve şekillerde resmedilmişti ve çok güzellerdi. Resimlerin benzeri demirden heykeller oldukça ürpertici ve etkileyiciydiler.
Bu güzel sergiyi gezerken telefonuma gelen, sergi ve resimlerle ilgili bilgi mesajlarını çok eğlenceli buldum. Yanımda fotoğraf makinesi olmadığı için fotoğraf kalitesi çok iyi değil.
Sergi Tarihi: 15.12.2009

06 Haziran 2010

Çalıkuşu

Tiyatro izlemek, sanatın her dalında olduğu gibi gönlüme taht kurmuş etkinliklerden biri. İlk tiyatro biletimi bana yengem almıştı ama maalesef babamla gittiğimiz oyuna geç kaldığımız için girememiştik. Bu bir çocuk oyunuydu.


Okulları dolaşan tiyatro oyunlarını saymazsak gerçek anlamda tiyatroyla tanışmama neden olanlarsa ablalarımdır. Bu konuda şanslı bir çocukluk dönemim oldu. O sıralarda bu benim için oldukça doğal bir olaydı. Ablalarımın üniversite yılları benim ilköğretim dönemime denk geldiği için onların kültürel etkinliklerinin bir kısmından bolca yararlandım. Bu nedenle onlara şükran borçluyum. Onlarla birlikte yaşıtlarımın belki de sonrasında bile gezmedikleri müzeleri gezip tiyatrolar izledim.