6 Haziran 2010 Pazar

Çalıkuşu

Tiyatro izlemek, sanatın her dalında olduğu gibi gönlüme taht kurmuş etkinliklerden biri. İlk tiyatro biletimi bana yengem almıştı ama maalesef babamla gittiğimiz oyuna geç kaldığımız için girememiştik. Bu bir çocuk oyunuydu.


Okulları dolaşan tiyatro oyunlarını saymazsak gerçek anlamda tiyatroyla tanışmama neden olanlarsa ablalarımdır. Bu konuda şanslı bir çocukluk dönemim oldu. O sıralarda bu benim için oldukça doğal bir olaydı. Ablalarımın üniversite yılları benim ilköğretim dönemime denk geldiği için onların kültürel etkinliklerinin bir kısmından bolca yararlandım. Bu nedenle onlara şükran borçluyum. Onlarla birlikte yaşıtlarımın belki de sonrasında bile gezmedikleri müzeleri gezip tiyatrolar izledim.


Böylece ilk izlediğim tiyatro “Molyer ya da Kara Komplo” adlı bir oyundu. O dönemde ilköğretim çağında olmama rağmen bu oyunu çok sevmiştim. Okul hayatımda da Şehir ve Devlet Tiyatroları’nın o güzel fiyatlarının öğrencilere sunduğu imkanlardan yararlanma fırsatı buldum. İzlediğimi hatırladığım oyunlar arasında “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Lüküs Hayat, Uçurtmanın Kuyruğu, İlk Gençlik, Çayhane, Müffettiş, Ful Yaprakları, Keşanlı Ali, Ben Ruhi Bey Nasılım?” gibi oyunlar var. Bazılarını hatırlayamıyorum. Uzun bir liste sayılmaz ama inşallah yenileri izlemek için önümde güzel zamanlar olacak. Bu oyunlar arasında çok beğendiklerim de oldu, fena bulmadıklarım da ama sadece bir oyunda uyudum, o da “Müffettiş”. Yine de bunun için oyunu suçlayamayacağım çünkü Yetkin Dikinciler’den başlayan ki çok sevdiğim bir oyuncudur, güzel bir kadrosu vardı. O akşam Merter’den çıktığım iş yerinden Taksim’e geçtiğim, günün yorgunluğunu yaşamanın yanı sıra oyunu AKM salonunun en arka sıralarından izliyor olmanın da ilgimin kaybolmasında etkisi büyüktü. Sevdiğim oyunlardan biri de üniversite yıllarında okulun tiyatro kulübünün okulda sahneye koyduğu “Sezua’nın İyi İnsanı” ydı. Bu oyunu sevmemin sebeplerinin başında sanırım arkadaşlarımın oyunda oyuncu olarak yer almaları ve sarfettikleri çabaya tanık olmuş olmamdır. Oyundaki kostümleri de aynı arkadaşlarımla birlikte kesip dikmek ve bir ucundan olaya dokunmak çok keyifliydi.

Gelelim son izlediğim oyuna. Kısa bir süre önce düzenlenen tiyatro festivali için çok hoş oyunlar geldi Yalova’ya. Belediye tarafından düzenleniyordu. Biz de izlemek için “Çalıkuşu” oyununu seçtik. Aslında Çalıkuşu’nun Aydan Şener’in başrolünü oynadığı dizileştirilmiş halini Trt kanalında defalarca severek izlemiştim. Aydan Şener’i de bu role çok yakıştırırım. Bu yüzden neredeyse ezberlediğim, orta okul çağlarımda çok sevdiğim Türkçe öğretmenim Sıdıka Erdem’in bazı derslerde kitabından seçtiği sayfalarını okuyup anlattığı bu oyununu tiyatroda izlemek benim için hoş bir deneyim olacaktı. Ya çok beğenecektim ya da hiç sevmeyecektim çünkü oyuncuların oyun içinde duruşları ya da kattıkları hissiyat bile orijinalini aratabilirdi. Uzun zamandır tiyatro oyunu izlemediğim için yine aynı heyecanı duyumsayarak ışıkların sönmesini bekledim. Oyun başladı ve başlar başlamaz bizi de içine çekiverdi.

Sanatı bilindik güzellik anlayışıyla eşleştirmeme rağmen bu oyunda “Feride” karakteri için seçilen oyuncunun yüzünün  güzelliğinin oyunu etkilediğini fark ettim. Ebru Cündübeyoğlu oyundaki ses tonu, güzelliği ve kabiliyetiyle oyuna gayet hakimdi ve fikrimce çok hoş bir oyunculuk sergiledi.

Oyunun tiyatroya aktarılış biçimini de zekice buldum. İzlemeyenler ve izlemek isteyenler için burada anlatmam doğru mu bilmiyorum ama bahsetmeden edemeyeceğim. Feride karakterini oyun boyunca sahnede kalan üç oyuncu rol alıyor. Biri Feride’nin neredeyse çocuk yaşını, biri ergenlik ve sonuncusu olgunluk dönemini anlatan roller bunlar. Bu durum oyunun hem akıcı hem de toparlayıcı olmasına neden oluyor. Oyuncuları da oyunu da eşimle birlikte kah duygulanarak kah gülümseyerek izledik. Konuyu öncesinden bilmeyen Sevgilim de, neredeyse ezberlemiş olan ben deniz de oyuncuları ayakta alkışlayıp Çalıkuşu’nu izlemenin mutluluğuyla evimize döndük.
Ebru

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın Çalıkuşu'nu.. Defalarca izlememe rağmen izleyesim geldi. Nalan

Sibel dedi ki...

Benim de izlemeyi çok istediğim bir oyundu, kısmet olmadı. Ne güzel anlatmışsın Ebrucum. Tiyatroya olan ilgimiz çok benziyor birbirine.
Sevgilerimle...

ebr-u ozlem dedi ki...

Çalıkuşu unutulmuş gibi gelmişti bana uzundur...
Demek ki yalnız değilmişim, yorumlarınıza çok teşekkür ederim.
Şimdi de gemide Sevgili'yle birlikte yine, yeni, yeniden izlemeye başladık Çalıkuşu dizisini, hala aynı tat...
Sibelcim umarım izleme imkanı bulursun, senin de seveceğine eminim. Sevgiyle kalın...
Ebru

ESRA dedi ki...

Sen bunları yazarken aklıma Esin Engin'in bestelediği dizinin muhteşem müziği geldi, ayrıca çocukluk yıllarımda okuduğum ve hala etkisi zihnimde devam eden Reşat Nuri Güntekin'in ölümsüz eserini okumayan arkadaşlara tavsiye ederim, sevgiler ESRA

Adsız dedi ki...

Çalıkuşu romanı benim ilk okuduğum ve en sevdiğim roman...Bu ülkenin yeni ÇALIKUŞlarına ihtiyacı var...Herkese tavsiye ederim bu romanı...