31 Mayıs 2010 Pazartesi

Yunanistan-Pire-Selanik


Yunanistan Ege kıyılarımızın aynalanmış hali gibi, özellikle Selanik sahili, İzmir sahilimizle benzer nitelikler taşıyor. AB ülkesi olmasına rağmen bazı konularda ülkemizden pek bir farkı yok; taşmış çöp kutuları, yaya geçidini tanımayan şoförler ve kırmızı ışığa her zaman uymayan yayalar...

Pazar günleri ise her adım başı kurulmuş büfeler ve kafe-barlar hariç hiçbir dükkan açık değil. İnsanlar dinlenmeye çok önem veriyor, öğle tatili siestaları da bunun bir göstergesi. Pazar günleri dükkanların ve alışveriş merkezlerinin kapalı olmasını da insanların hafta sonu iki günlerinin de tatil olup, cumartesiyi alışverişe ayırmalarına yoruyoruz. Güzel bir düzen bu.

Bir başka güzel şey de vakti zamanında Avusturya’nın, Osmanlı İmparatorluğu bayrağını temsilen yaptığı ve sanıyorum korkularını yenmek için yediği “kuruvasan”. Gerçekten çok güzel bir lezzet, ülkemizde de olmasına rağmen burada tüm büfelerde atıştırmalık olarak çeşitli türlerde satılıyor. Ayrıca hayat çok pahalı, turistik olarak satılan mitoloji heykelleri de buna dahil. Aynı zamanda Türk kahvesinin aynısı olan kahveleri var. Bir pastanede satıcının ikram ettiği, hatta ismini bile bizden farklı söylenmediği baklavalardan da tattık. Lezzetli ama ağır bir tadı vardı, hatta arkadaşlarımız arasında benden başka bu tadı beğenen de olmadı.

Baklavayı da saydıktan sonra bu ülkeyle kültürlerimizin ne kadar benzediğini tahmin etmek kolay ki insanlar da Türk insanının batı kesimine çok benziyor. Giyiniş yönünden daha rahat ve şatafatlılar. Daha doğrusu hem spor bir doğallık hakim, hem de şık ve dekolteli kıyafetleriyle rahatça dolaşabiliyorlar. Pire ve Selanik, ayrıca karşıdan görüntü ve konum olarak da Ege kıyılarımıza çok benziyor.

Selanik'e gemimizin yanaştığı zamanlar ya pazar günlerine ya da ters saatlere yani gece ya da sabahın erken saatlerine rastladığı için yakın mesafede olan Atatürk'ün evini ziyaret etmek mümkün olmadı. Fakat gemiye burasıyla ilgili broşürler geldiğinden bu merakımızı tatmin etmeye yetti.
Selanik'in ara sokaklarında dahi heykellere rastlamak mümkün. Bence bu heykeller her yere olduğu gibi bu şehre de ayrı bir güzellik katmış. Heykelleri seviyor olduğum için de böyle hissetmiş olabilirim.

Pire ve Selanik'te otobüs yolculukları ülkemizden daha farklı bir abonman sistemiyle kullanılıyor. Burada ilk kez otobüse biniyorsanız herhangi bir kontrol olmadığı sürece seferleri ücretsiz sanabilirsiniz. Her durakta her kapıdan rahatça binip inen yolcuların sadece bazıları otobüsün içinde bulunan aletlere biletlerini okutuyorlar. Bunlar dışındaki yolcular tam olarak emin olmamakla birlikte farklı bir abonman kartı bulunduruyorlar olsa gerek. Bu konuda net bir bilgim olmadığı için ayrıntıları veremiyorum.



Ve tekrar Selanik sahili... dediğim gibi İzmir'e çok benziyor. Renkli, canlı ve cıvıl cıvıl insanlarıyla salınarak yürüyüş yapmak oldukça keyifli.




Bunun dışında sahipli olup gezintiye çıkmış evcil köpekleri saymazsak özellikle liman civarında başıboş dolaşan çok sayıda sokak köpeği mevcut. Bu yüzden bolca köpek fotoğrafımız oldu.

Yunanistan'la ilgili olarak yazdıklarımın üzerine bu iki şehri tam olarak gezemediğimiz için, farklı bölgelerini daha rahat gezip dolaşabilmiş olan Özlem'e bırakalım bundan sonraki sözü. Farklı bir gözden ve dilden dökülecek kelamlarını merakla bekliyorum...

Allah Selamet Versin
Ebru






Hiç yorum yok: