29 Mart 2017 Çarşamba

İran Gezisi

İran'a gidişimizin üzerinden neredeyse koca bir yıl geçti. Oysa ben henüz vakit ayırıp fotoğrafları toparlayabildim. Bu nedenle aldığım notlar içinde eksiklikler unutulmuş ayrıntılar olabilir. Yazıdan çok fotoğrafın olmasının nedeni de budur. Yine de bu yazımın İran'ı gezmek isteyen ya da merak edenlere fikir vereceğini umuyorum.
Şunu da belirtmek isterim ki bizim gezimiz Van'a aldığımız uçak biletlerimiz hariç tamamen plansız, programsızdı. İran'a nasıl giyinip gideceğim ve nereleri görebileceğimizle ilgili olarak bazı bloglara göz atıp sırt çantalarımızı alıp yola koyulduk.

1. Gün
20.06.2015


İzmir/Ankara/Van

Bir cumartesi sabahı düştük yollara. Aylardan ramazan...aslında Müslüman bir ülkeyi gezmek için oldukça uygunsuz bir ay, fakat bu sayede hiçbir fikrim olmayan bu ülkeyi farklı bir açıdan değerlendirme şansım olacak. Aynı zamanda başını örtmeyi tercih etmeyen bir kadın olarak ilginç bir deneyim yaşayacağım. Eşim ve benim için gezmek ve yeni ülkeler görmek hiçbir zaman Avrupalı bir turistin, gezilmesi en revaçta şehirlerine gidip en güzel mekanlarına uğrama tercihli olmadı. Bunda gezme koşullarımızın iş ile bağlantılı olmasının nedeni büyük. Bu sayede görülmemiş yerleri, daha doğrusu pek de turistik olmayan bölgeleri, gerçek hayatlarının içinden geçerek deneyimlemek bana daha heyecanlı hissettirdi. Bunu söylemek, elbette turistik yerleri tercih etmeyeceğimden değil, gezmenin her hali güzel. Çünkü yeni yerler görmek, isteseniz de istemeseniz de size bir şeyler katıyor. Daha evrensel düşünmenize, fikirlerinizin çevre koşullarından arınmasına neden oluyor olabilir. Belki de hiçbiri değil ama nihayetinde insana yaşama sevinci veriyor.
İşte bu İran gezisi de benim için hiç tanık olmadığım, aslında bize hem yakın hem de uzak bir kültür gezisi demek. Hem de düşünmeden, planlamadan, yolun bizi götürdüğü şekilde devam ederek...

Tekrar gezimizin başlangıcına döneyim. Bulunduğumuz şehirden Van'a öğleden önce uçakla vardık. Van Havalimanı'ndan; sınır kapısı Kapıköy'e gitmek için taksicilere ortalama turtarı sorduk. 200TL'den 178'e sonra da 150'ye evrilen fiyatlar bize oldukça yüksek gelince,alternatiflerimizi gözden geçirmek için internetten yararlanmaya karar verdik. O sırada yanımıza gelen bir başka taksici 30TL civarında bir fiyata bizi Kapıköy'e giden minibüslerin olduğu bölgeye götürebileceğini söyledi. Bu tam da istediğimiz şey!


Böylece minibüs garajına vardık. Garaj dediysem ara sokakta küçük bir servis acentesi gibi bir yere geldik. İran sınırına gidecek olan servis dolunca yola çıktık.


Saat 11.10 civarı minibüs garajındayız.
11.30'da minibüs kalkıyor.

Servisi dolduran insanlar genellikle İran'da yaşayan Azeri Türkleriydi ve oldukça sıcak bir insan profili çiziyorlar. Aslında bu sıcak davranışlar, genelde bizim toplumumuzda da sık rastlanan fütursuz bir samimiyetle sorulacak kişisel soruları da beraberinde getiriyor. Sevgili'nin yanında oturanlar bir anda onu soru yağmuruna tutuyorlar. Geldiğimiz şehirden işinden elde ettiği gelire kadar geniş bir perspektif. Azeri Türkü oldukları için anlayabileceğimiz kelimeler kullanıyorlar. Sevgili'yse böyle durumlara alışık olduğundan gerektiğinde doğru gerektiğinde uydurma bir şeyler söylüyor. Soruları soran kişi Mehdi'den; Türkiye'ye sıklıkla geçtiğini, bu nedenle Türkiye'yi iyi tanıdığını,kızının Ankara'da diş hekimliği okuduğunu öğreniyoruz. Mehdi çok sevimli bir adam. Eski dönemlerden kalma bir memur gibi kahve rengi takım giyinmiş. Elinde ise eski bir evrak çantası. Önümüzdeyse kuru bir yol...




13.00: Kapıya varış




Kapıya vardığımızda Mehdi, bana İran'a uygun giyecek bir şeyim olup olmadığını sorup görevlilerin beni bu şekilde kapıdan geçirmeyeceklerini söylüyor. Ben de bir kenarda yanıma aldığım hatta sevgili çalışma arkadaşım Tülay Hanım'ın maharetli elleriyle dikiverdiği tuniği üstüme geçiriyorum. Başımı da günlük hayatta boynuma sardığım şile bezi  şalımla yarı örtüyorum. Önce damga pulu almak için bir odaya uğruyoruz. Sonra geri dönüp polisten geçerken polis pasaporttaki giriş ve vizeleri görünce "sıklıkla Avrupa'ya gidiyor musunuz" diye soruyor. Evet cevabını alınca da giriş pullarını pasaporta yapıştırmayıp başka bir kağıda yapıştırıyor ve" kaybetmeyin" diyor. Muhtemelen diğer ülke girişlerinde sıkıntı yaşamamamız için bize böyle bir iyilik yaptı.

Ardından İran polisine geçiyoruz.

Kapıdaki görevli gülerek konuşup şakalaşıyor. Söylediklerinin ancak yarısını anlıyorum. İsmimi yazarken "Ebru Gündeş" diyor ve "İlk girişiniz mi" diye soruyor. Pasaportlarımıza giriş damgasını vurup bize de gösteriyor. Arkamızda, serviste bizimle yolculuk yapan hanımefendinin de başını örtüp kolsuz bluzunun üstüne ceketini giydiğini görüyorum. Yani Türkiye'de olmak istedikleri gibi gezip ülkelerine girince örtünmek zorunda kalıyorlar.



Mehdi bize de yardımcı olmak için kapının diğer tarafında bizi bekliyor. Bir de onunla sohbet eden başka bir amca daha var. Mehdi taksicilerle görüşmeye başlıyorlar ama taksici kişi başı 30.000 Tümen istiyor. Anlaşamıyorlar bir türlü. Burada ünlü İranlı yönetmen Mecid Mecidi filmlerini andıran görüntüleri giriyor devreye. Bir an Mehdi bir grup taksi şoförüyle bağır çağır tartışıyor, ardından onlardan uzaklaşıp diğer grubun yanına gidiyor. Neden sonra aynı taksicilerle anlaştı derken bir anda birbirlerini yumruklayacaklarmış gibi kızıp tartışmaya başlıyorlar.

Bu uzun tartışmaları biz Mehdi'nin misafirleri olarak izliyoruz, ardından kişi başı 10.000 Tümen'e anlaşıyorlar. Taksicilerin bizi kazıklamamaları için Mehdi'nin bizi sahiplenmesi çok samimi bir davranış. Ayrıca taksicilerden biri Türk paramızı Riyal'e çeviriyor, yani Kapı'da da para bozdurmak mümkün.


TR saatiyle 13.30'da(+1,5 saat)  klimasız bir araca biniyoruz, Mehdi ve onunla sohbet eden diğer amca da bizimle birlikte aynı takside. Onun daha önce ineceğinden bahsediyorlar. Bizse tanımadığımız insanlarla sonsuz bir güvenle aynı takside, sarı-kahve renkleriyle kurak topraklar boyunca ilerliyoruz. 






Haziran ayındayız ve taksi çok sıcak. Mehdi, bu bölgeden geçerken başımdaki örtüyü çıkarabileceğimi, gerektiği zaman bana haber vereceğini ve rahat olmamı söylüyor. 

Biraz yol gittikten sonra küçük bir köye uğrayıp, bizimle birlikte olan diğer amcayı bırakıyoruz. Bu köy, muhtemelen sınıra en yakın yerleşim birimi. Sanki terk edilmiş gibi, kurak, eski, bomboş sokağının ortasından pis bir su akan bakımsız bir yer. Taksiden inen amca bizi yemeğe davet ediyor, gelelim desek kapısını açacak. Teşekkür edip yolumuza devam ediyoruz.

Yolun bir kısmını uyuyarak geçiriyorum. Bu arada Mehdi bize gidebileceğimiz şehirlerden bahsediyor. Bizim niyetimiz Tahran, İsfahan ve Tebriz'i görmek. O bir de Şimal, Ramser gibi şehirleri gezebileceğimizi yalnız Tebriz'de görülecek çok şey olmadığı için boşuna otel parası vermeyip, dönüşte uğramamızı öğütlüyor. Biz de bu öğüde uyuyoruz. Hatta Tahran'da İmam Hüseyni Caddesi'nde geceliği 60 Tümen olan Tophane Oteli'ni öneriyor. Ayrıca Kapıköy'dense diğer kapının olduğu bölgenin daha güzel olduğunu söylüyor. Bu kapının adı Esendere fakat Van'ı daha güvenli ve ulaşımı kolay bulduğumuz için bizim için en doğrusu Kapıköy oldu. Ardından Terminal'e yakın bir bölgede Mehdi ile ayrılıyoruz.


10.000 Tümen (100.000 Riyal demek). 12.000 Tümen 10 TL civarında

Bu taksi ile ortalama 9TL ödeyip  65km yol yapmış olduk. Petrolün ne kadar ucuz olduğunu buradan anlayabilirsiniz.
Bu geziyi 2016'nın Haziran ayında gerçekleştirdiğimizi tekrar hatırlatmak isterim. Rakamları yardımcı olması açısından yazıyorum, fiyatlar bugüne dek değişim göstermiş olabilir.

14:45 Tahran'a gidecek otobüslerin kalktığı Hoy şehrindeki terminaldeyiz. Van'daki dolmuşta birlikte geldiğimiz ama hiç konuşmadığımız insanlar bizi burada görünce içtenlikle selamlıyorlar. Yine serviste bulunan bir teyzeyle terminalde karşılaşır karşılaşmaz gülümsüyoruz. Ellerini açıyor.."hoşgeldiniiiiz, ne iyi ettiniz bizim İranımıza geldiniz"diyor. Gülümsüyor, selamlaşıp vedalaşıyoruz. Uğradığım terminal tuvaletinde Van sınır kapısında başını örten Azeri hanımla karşılaşıyoruz. Sanki daha önce konuşmuşuz gibi gülümsüyor." Neden İran'a geldiniz? Türkiye'de İran'ı nasıl tanıyorlar" diye soruyor. Ardından "Rahat ol! İran'da böyle rahat" diyerek yarıya kadar açık bırakılmış saçlarını gösteriyor. Sanırım biz nasıl kendi ülkemizi Avrupa karşısında aklamaya çalışıyorsak, o da kendi ülkesini diğer Arap ülkelerdeki yasaklarla kıyaslıyor ve bizim de İran için daha karanlık ve yanlış şeylerle karşılaşmayı beklediğimizi biliyor.
Tuvaletten çıktığımda bu hanımı Sevgili'nin yanında görüyorum, onunla da konuşmuş ve birlikte yolculuk ettiği yaşlı babasının onlara yemeğe gelmemizde ısrarcı olduğunu söylüyor. Bu teklif de çok güzel ama onlara da teşekkür edip, Tahran'a gitmeyi planladığımızı söylüyoruz. Bir kadının yabancı bir erkek ile rahatça konuşması normal mi yoksa henüz Türkiye'den giriş yapmış bir kadın olduğu için mi, anlayamıyoruz. 

Terminalde Tahran'a giden iki tip otobüs var. Biri 26.000 diğeri 45.000 Tümen. Biz, uzun yolculukta rahat seyahat edebilmek için 45.000 Tümen olan geniş koltuklu otobüs türünü tercih ediyoruz.



Saat15.05

Yolculuk öncesi yemek yemek için para bozduruyoruz ve geldiğimiz taksici bizi yakınlarda bir yere götürüyor.
Vardığımız yer terminale yürüme mesafesinde. Para değişimi yapacağımız mekanın sahibini yerinde olmayınca onun gelmesinii beklerken vakit kazanmak için yandaki markete giriyoruz. Her yerde Türk ürünleri satılıyor.  Bunlar ithal ürünler olduğundan market pek ucuz değil. Yiyecek bir şeyler alıp marketten çıkıyorum. Öncesinde yanımızdan ayrılmış olan taksi şöförümüz Mahmut, beni kapıda görünce yanıma gelip "mutlaka 19.45'te otobüsün yanında olmamız gerektiğini" hatırlatıyor. Galiba çok oyalanırız diye düşünmüş ve bu durum içine sinmeyip bize bunu söylemek için geri dönmüş.

Para bozduracağımız dükkanın sahibi gelince biraz pazarlık yapıp paramızı Riyal'e çeviriyoruz. Daha doğrusu Sevgili bu konularda uzman, bense pazarlık yapmak konusunda oldukça beceriksizim.





Ramazan olduğu için terminal ve çevresi dışındaki restoranlar kapalı olacak. Açık olanların da camları gazete kağıtlarıyla kapatılmış, aksi yasak.Burada açık bir lokanta görünce izbeliğine bakmadan içeri giriyoruz. Ne çıkarsa bahtımıza! Dediğim gibi ramazan nedeniyle yemek yokmuş fakat marketten aldıklarımızı dilediğimiz gibi mekanında yeyip içebileceğimizi söyleyince hemen oturuyoruz. Pek tercihimiz olmasa da lokantada oturmuş olmamızın mahcubiyetiyle kola söylüyoruz.Kolanın markası Zam Zam. Bunu okuduğumuzu duyan lokanta sahibi "okuyabiliyor muyum" diye soruyor. Üstüne bir de içtiğimiz kolaların parasını ısrar etsek de almıyor. Nafile, oradan çıkıp terminale doğru yürüyoruz. Sokaklarda çok az insan ve sayılı kadın nüfusu var.




İran saati ile 20.00: 

Tahran'a giden otobüs hareket ediyor. Otobüste servis olarak içinde; muzlu gofret, kağıt bardak, kek ve peçete ve portakal suyu olan bir kutu dağıtılıyor. Sanırım çay servisi yapılmadı ya da ben o sırada uyuya kaldım, bir yandan da aklım saatlerdir içemediğim çay ve kahvede. Otobüsün koltukları olabildiğince geniş, olabildiğince rahat. Yolumuz, geldiğimiz sınır yollarının aksine üç şerit gidiş gelişli bir otoban. Bu nedenle otobüs yolculuğu tahmin ettiğimizden daha rahat geçiyor.






Saat 00.00 Civarı bir benzinlikte ara veriyoruz. Tuvaletler burada çok iyi sayılmaz ama kullanılabilir. Bakkala benzer bir yerde masanın başına oturmuş insanlar bir şeyler yiyor. Biz de yedikleri salçalı omletten(alt fotoğraf) istiyoruz. Ortam bana biraz Hindistan'ı hatırlatıyor. Bakımsız sokaklar kirli mekanlar... fakat yiyecekler Hindistan'ın tersine oldukça temiz ve güzel. Ardından çevremizdekilerin çorba ve çay içtiklerini görünce aradıklarımızı buluyoruz. Çay plastik bardakta ama tadı iyi. 




00.20  Molanın ne kadar süreceğini yapılan anonstan anlamamıştık neyse ki otobüsün yanında duruyoruz ve muavin bizi çağırıyor, elimizde çaylarla tekrar otobüse biniyoruz. Otobüsümüz yeniden hareket ediyor. Yolculuklarda uyumayı çok severim, yolculuk başlayınca gözlerim kapanmaya başlar. Bu yolculukta bir süre şoförün yakınında çalan müziği dinliyorum. İbrahim Tatlıses, Hakan Altun, Gülşen, Emrah, Tarkan ve İbrahim Tatlıses sırasıyla devam eden pek çok Türkçe şarkı çalıyor ama beni en çok şaşırtan Tual'den Kasım!

Yolculuk sırasında yalnız başına seyahat eden kadınlarla karşılaştık. Bazıları muavinle rahatça konuşup sohbet ediyor. Bu hal, beklediğimiz katı rejimden çok daha iyi.

TAHRAN
Ferdowsi-Tajrish-Derbent

Sabah saat 06.25'te Tahran  terminale vardık. Burada Türkçe bilenlerin sayısı çok daha azaldı. Kahvaltı için terminalde gözümüze kestirdiğimiz bir mekana oturuyoruz. Her yerde ekmek yerine yukarıdaki fotoğraftaki gibi tırnaklı pideler servis ediliyor. Oturduğumuz mekanın camları da gazetelerle kapatılmış. Önce garsondan, garsonla anlaşamayınca da diğer masada çocuğuyla beraber oturan kadından gideceğimiz yere nasıl varacağımızla ilgili bilgi alıyoruz. Kahvaltımız 8TL civarında tutuyor.







07.48: Terminaldeki metroya iniyoruz. Biletler çok ucuz tek kişi gidiş 50 Kuruş civarı. Tek kartta iki bilet alınıyor. Biletlerimizden birini kullanarak terminalden metroya binip Firdevsi'ye gideceğiz. Bu bölge otel bulmamız için ideal.






İran'da metrolar ve otobüslerde yani toplu taşımalarda kadınlara ayrılmış bölümler var. Metroya yalnız binen kadınlar arka vagonda sadece kadınların bindiği bölümleri tercih ediyor. Erkekler bu bölüme giremiyor. Ön taraftaki vagonlarsa hem erkeklere hem de kadınlara ait, fakat genelde çift olarak binen kadınlar bu vagonları tercih ediyor. Biz çift olarak erkeklerin olduğu vagonlardan birine bindik.




08.05 Metrodan Ferdowsi'de indik. Burada bir taksiye binip otellerin bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Bu sefer taksici bizi kazıklıyor ve daha az bir mesafe için 25TL civarında para alıyor, fakat yol üzerinde birkaç otele girip fiyat ve uygunluk soruyor. Buradaki otel fiyatlarıysa 140$'dan çok daha düşük fiyatlara kadar uzanıyor, kesenize göre hangisini tercih ederseniz. Biz 45$'lık normal bir otele yerleşiyoruz. 






Pazar 13.30'da otelden çıkıyoruz. Tahran sokaklarını gezmeye başlıyoruz. Tahran genel olarak 60'ların Türkiye'sinde gezindiğimi hissettiriyor, biraz da Eminönü, Mahmutpaşa civarlarında geziyormuşum gibi. Eski arabalar, sokaklarda çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu biraz da eski tarzda giyinmiş insanlar. 


Genç erkeklerin bazılarının üzerinde baskılı tişörtler, bazılarında da dövmeler var. Yine de sıcağa rağmen uzun pantolon ve uzun kollu gömlek giyenler çoğunlukta. 








Kadınların genç olanları genel olarak saçlarının önlerini açıkta bırakacak kadar kapatıyorlar. Oldukça süslü, makyajlı, boyalı uzun tırnaklı ve bir kısmının da saçları boyalı olanlar var. Durumun siyasi kısmını didiklemek için değil, bu detayları benim gibi merak eden insanlar varsa diye ayrıntılı anlatıyorum. Dediğim gibi gelmeden önce benim bu ülke kadınları hakkındaki fikrim daha sert ve kapalı bir hayat sürdükleri şeklindeydi. Beklediğimden daha esnek bir hayat olsa da sokaklarda dolaşan kadınların erkeklere oranı 1/8. Orta yaşın üstündeki kadınlarsa genelde kara çarşaf giyiyorlar ama peçesizler. Kadınlar araba kullanabiliyor fakat ne yazık ki kısa süre önce bisiklete binmeleri yasaklandı. 


Aşağıdaki fotoğraf aslında bir kaza anı, otobüs ile özel aracın küçük bir kazası. Ayrıca İstanbul'daki metrobüsün fikir babası da Tahran.






17.00: Biraz arayarak Tahran'daki Gülistan Sarayı'nı buluyoruz. Saray hem güzel hem de gösterişli. Gezilecek oda ve bölümler birbirinden fiyatlandırmayla da ayrılmış. Böylece istediğiniz kısmı seçip ona göre bilet alıyor ve istediğiniz kısmı gezebiliyorsunuz.Aşağıdaki fotoğraflar Gülistan Sarayı'na ait.


Bahçede bulunan havuz doldurulmadığı için biraz kurak görünüyor. Elinde fotoğraf makinesi gördüğümü bir turistten fotoğrafımızı çekmesini rica ediyoruz. Tek başına dolaşan bu turistin Japon olduğunu öğrenince pek bir seviniyoruz. Japonya'nın bazı şehirlerini gördüğümüzü, Japonya'yı ve Japon insanını çok sevdiğimizden bahsediyoruz. Sevimli sevimli gülümsüyor. Üç haftadır İran'da olduğunu, şehir şehir gezdiğini söylüyor. Azerbaycan'dan Tahran'a geçmiş. Buradan Türkiye'ye geçecek. Türkiye'de bir ihtiyacı olursa diye, telefon numaramızı vermeyi teklif ediyoruz ama yanında telefon taşımadığını söylüyor. Gıpta etmemek ne mümkün!









Saat 18:50: Gülistan'dan yine bir pazarlıkla taksiye biniyoruz. Derbent'e çıkabileceğimiz bölgeye geldikten sonra da fiyatı daha uygun olan otomobil boyutundaki dolmuşları tercih ediyoruz. Bizi bu bölgeye götüren taksici daha önce Türkiye'ye gelmiş ve Marmaris'te çalışmış, fakat memleket hasreti baskın gelince geri dönmüş. Arabasının teybinde İzel'den İsmail YK'ya uzanan arşivini bizimle paylaşıyor.






Derbent'e çıkan dolmuşların olduğu bu bölgenin adı Tajrish.




19.30: Dolmuştayız, Derbent yolu ise yemyeşil ve çok güzel:





19.37: Derbet'teyiz. Burası sağlı sollu restoranlarla bezenmiş, dar sokaklarından döne döne tırmandığınız bir şelale alanı. Tahran'da kaldığımız Ferdowsi semtinin aksine bu bölgede yaşayan insanların gelir seviyelerinin yüksek olduğunu gözlemliyoruz. Çünkü etrafta, lüks restoranlar için gelmiş lüks arabalar, bol makyajlı ve şık giyimli kadınlar var. 

Derbet'i gezerken iftar saati yaklaştığı için biz de bir yandan yemek yiyeceğimiz uygun yerlere bakınıyoruz. İran'da ucuzunda pahalısına karnınızı doyurabileceğiniz lokantalar var fakat iyi bir lokantada güzel bir et yemek istiyorsanız fiyatlar Türkiye'dekilere yakın. Burası da turistik bir yer olduğu için pek de ucuz değil. Şelalenin olduğu bölge aşağıdaki fotoğrafların bir kısmından da anlayacağınız üzere gezmesi çok keyifli fakat yemek yemek için bize pek de iç açıcı gelmiyor. Çünkü suyun aktığı dere boyu çok bakımlı değil. 

















Yemek yemek için dolmuşa bindiğimiz merkez bölgeye yani Tajrish Meydanı'na inmeye karar veriyoruz ve Derbent'ten dolmuşa binerek tekrar bu bölgeye dönüyoruz. Burada gözümüze kestirdiğimiz bir mekana oturuyoruz. Biraz geciktiğimiz için her yer dolup taşmış. Oturduğumuz bu mekanın fiyatı da Derbent ile aynı yani çok da ucuz değil. (Bir porsiyon kebap 36.000 Tümen civarında) Burada et yemeğe karar veriyoruz. Kararımızdan pişman değiliz,aksine lezzet harika! Neyse ki plastik bardakta da olsa çay da var. Aslında İran çayhaneleri ile de meşhur bir yer fakat Ramazan nedeni ile hepsi kapalı.









Tahran sokaklarında elimizi kolumuzu sallayarak keşfe çıktığımız saatler boyunca bahsedilen Ahlak Polisleri ile hiç karşılaşmadık. Kendimizi rahat ve güvende hissederek dolaştık. Gezgin ve oruçsuz olduğumuz için çok susadığımız zamanlarda elimizdeki suları nispeten tenha bölgelerde içebildik. Normalde bu vakitler dışarıda yiyip içmek, hatta sokakta sigara içmek de yasak fakat sigara içerek yürüyen bir adama da denk gelmedik değil. Bir şeyler almak için girdiğimiz küçük marketlerde genellikle dükkan sahipleri de oruçlu değildi ve bize içeride atıştırmamızın sakıncası olmadığını söylediler. 

Sıcak...çok sıcak, fakat hiç terlemediğimiz, kuru bir sıcak olunca gezmesi de bir o kadar rahat oldu.




Bu sıcakta susuzluğumuzu gidermek için her yerde satılan naneli hazır ayranlar derdimize derman oldu. Bu içeceğin adı 
Doogh.




22.24: Tajrish Meydanı'nda yediğimiz yemekten sonra yürüme mesafesindeki Tajrish İstasyonu metosuna binip Emam Khomeini istasyonu yakınındaki otelimize dönüyoruz. Terminalde aldığımız biletin ikincisini de burada kullanmış olduk.
















Metro istasyonundan Otel Ziba'ya yürürken Ramazan dolayısıyla canlı olacağını düşündüğümüz bölgenin oldukça boş olduğunu görüyoruz. Küçük sokak kebapçıları ve etraflarındaki az sayıda insandan başka pek bir şey görünmüyor. Birkaç kişiye çay bulabileceğimiz bir yer soruyoruz fakat küçük bir marketin önünde kaynayan kazandan aldığımız su ile sallama çay bulabiliyoruz. Burada bizdeki gibi çay kahve kültürü yok ya da ramazan yüzden sadece gündüzleri açık olan yerler de kapalı. Başka bir ihtimal de bölge olarak iş merkezlerinin bulunduğu bir merkez olduğundan bu saatlerde buralarda hayatın pek de canlı olmadığı. Sallama çayımız ve ananaslı alkolsüz biramızla otel odamıza çıkıyoruz.

3. GÜN

22.06.2015

Sabah 9.30'da otelin kahvaltı için bize söylenen katına çıkıyoruz. Kahvaltının 9'a kadar olduğu bize söylenmediğinden görevliyle sıkıntı yaşıyoruz. Etrafta hala kahvaltı eden insanlar var. Bin bir zorlukla kahvaltı getiriyorlar, fakat kalkıp gitmemiz için bir yandan katı süpürmeye başlıyorlar. Süpürge sesi eşiliğinde pek de çeşidi olmayan sade bir kahvaltı ediyoruz. Pek de lezzetli sayılmaz, ama Ramazan itibari ile dışarıda açık mekan bulamayacağımız için maksat karnımızı bisküvi dışında bir şeylerle doyurmak.




Aslında otelimiz saat 14.00 çıkışlı, fakat biz 12.00da otelden çıkış yapıyoruz. Çıkar çıkmaz yeniden para bozdurmak için bir dükkana giriyoruz. Önce çok düşük fiyat veriyor, biz vazgeçince ise peşimize takılıp daha iyi bir rakam söylüyor. 1TL=11.500Tümen hesabıyla 300TL bozduruyoruz.


İSFAHAN

Saat 12.25'te Emam Khomeini(İmam Hümyni) istasyonundan metroya binerek Terminal E-Jonoub'ta iniyoruz. Bilet gişelerinde ve otel resepsiyonlarında kadınlar çalışıyor.






12.44: İsfahan'a giden terminaldeyiz. Farklı bölgeler için farklı terminaller bulunduğundan gideceğiniz yeri sormakta fayda var.

Terminalde insanların yiyip içmesi serbest, hatta ben elimdekileri saklamaya çalışırken onlar benden daha rahat davranıyorlar. Bu terminalde oldkça uzun vakit geçiriyoruz. Önce bir dükkandan sim kart alıp aktif etmeye çalışıyoruz fakat satıcı ilk söylediğinin aksine, aldığımız kartın üstüne internet ve diğer şeyler için para ödememiz gerektiğini söyleyince küçük bir tartışmayla almaktan vazgeçip dükkandan çıkıyoruz.

Etrafta sandviç tarzında yiyecekler alabileceğimiz küçük marketlerler var. Atıştırmalık bir şeyler alıyoruz ama etrafta gezinen küçük haşereler yüzünden pek de keyifli olmuyor.


Bu sırada bir otobüs firmasına sorup  kişi başı 20TL'den daha düşük bir fiyata(23.000 Tümen) biletlerimizi alıyoruz. Sonra da yarım saat öncesinden otobüsümüze yerleşiyoruz çünkü otobüs klimalı ve çok rahat.
15.36Da otobüsümüz İsfahan'a doğru hareket ediyor. 15.00kalkış saatiydi ama dolmuş gibi diğer yolcuların gelmesini bekledik.





Neden günün nispeten erken bir saatinde yolculuk yaptığımızı, günümüzün bir kısmını otobüste harcadığımızı sorabilirsiniz. Öncelikle bizim bu yolculuktaki niyetimi tüm müze ve önemli yerleri gezmek değil. Daha çok İran kültürünü, sokağı tanıyıp, günlük yaşama tanık olmak bizim için oldukça keyifli. Böylece kendimizi yormadan, o sırada canımız nasıl bir yol izlemek isterse ona göre davranabiliriz. Otobüste olmak, İran halkı ile temas halinde olmak için de tam aradığımız şey. Aynı zamanda bir gece otelde kalıp diğerinde yolculukta geçirerek şehirler arasında zaman da kazanmış oluyoruz. Üstelik yolculuğumuzun başından beri pek dinlenemediğimiz için İsfahan'da bir gece otelde dinlenip sabahına dinç bir gezinti yapmak da istiyoruz.


Bindiğimiz otobüs daha fazla ücret ödeyerek rahat seyahat etmemize olanak tanıyor olmasına rağmen o kadar çok yerde durup yolcu indirip bindiriyor ve durduğu yerde de uzunca oyalanıyor ki İsfahan yolculuğumuzun bitmeyeceğini düşünmeye başlıyoruz. Zaten yolcular da bu duruma tepki veriyor. Bağrışmalar oluyor. Galiba bir ara karakolluk bir durum da oluyor ama o sırada uyuduğumuz için olaya tam vakıf olamadık.


Yolculuğun bir yerinde muavin kontrol noktasına yaklaşıldığını ve kemer takılmasını söylemiş olacak ki aniden herkes hareketlenip emniyet kemerlerini takmaya başlıyor Bu tam da Tükiye'yi andıran ve pek tuhaf karşılamadığımız türden traji-komik durumlardan biriydi. Yolculuğun sonlarına doğru otobüsün kliması fazla soğutuyor ve üşümeye başlıyoruz, sonra tekrar normal ayarına getiriyorlar. Ardından arkamızda oturan küçük çocuğun tuvalet ihtiyacını karşılaması için iki kez otobüs duruyor. 


Arkamızdaki koltukta oturan ve bazı sorularımızı cevaplayan genç kız İsfahan'a varmadan iniyor. O dışarıda bavullarını alırken bir an için göz göze geliyoruz. Ben gülümsüyorum o da gülümsüyor. Sonra el sallamaya başlıyor. Birbirimizi tanıyormuşuz gibi, ben otobüs camından o da indiği kaldırımdan yitip gidene dek birbirimize el sallıyoruz.


22.06.2015
22.25: İsfahan'a vardık
23.00: Otel Kave, terminaldeki oteli ayarladık ve odamıza kebap söyledik. Çok iyi bir oda olmasa da temiz ve ideal. Odamızda yemeğimizi yedikten sonra dışarı çıkmaya karar veriyoruz. İsfahan Meydanı'nı önce gece aydınlatmalarıyla görmek fena fikir değil. Yarın bu meydanı gün ışığında nasılsa bolca gezeceğiz.


23.50: Taksi'den indik ve İmam Meydanı'ndayız.






01.15'e kadar meydanı keşfettik. Kocaman, loş ışıklandırmalı, ortası çim ve küçük ağaçlardan oluşan güzel bir peyzaj. Huzurlu, sakin... İleride çocuklar sakince top oynuyor. Aileler çimlere yayılmış, sakince sohbet ediyorlar. Bu meydanın bu saatlerde mistik ve huzurlu bir havası var. İyi ki geldik!

Dönüşte ters bir taraftan mı çıktık yoksa çok mu geç oldu nedir, taksi bulmakta zorlanıyoruz. Bize uzun gelen bekleyişin ardından bir araba durdu ve istediğimiz yere bizi bırakabileceğini söyledi. Bizim de çok seçeneğimiz olmayınca, içerideki kalabalık aileyi görüp kabul ettik. Arkada anneleriyle beraber çocukların yanına sıkıştık. "Nasıl para veririz, kabul etmezlerse çocuklara para veririz" hesapları yaparken yolda aileyle gülüşüp kaynaştık. Buraya gelişimiz tutarında parayı bir şekilde uzatınca da şoför babaya bu parayı beğendiremedik. Üstüne para verip para üstünü istedik o da olmadı. Anneyle birlikte ısrar ediyorlar, biz de bu durumdan kendimizi kurtarmak için iniyoruz. Yakınlarında durduğumuz taksicilere sesleniyor baba bir yandan. Bizim Tebriz'e gitmek istediğimize dair taksicilere bilgi veriyor. Biz de oradan hızla uzaklaşıyoruz. İnsanların güler yüzüne her zaman kanmamak gerektiğini  tekrar öğrenmiş olduk.

23.06.2015
02.47: Uyku saati
08.15: Uyanıp kahvaltı ediyoruz. Kahvaltı diğerine göre biraz daha iyi. Ekmek yerine pideye alıştığım söylenemez. Kahvaltıdan sonra terminalde iki yere bilet soruyoruz. isfahan'dan Tebriz'e günde sadece bir otobüs var. Bütün firmaların otobüsleri aynı saatte, akşam 18.00'de kalkıp, sonraki sabah 07.00'de Tebriz'e varıyor. Bunu öğrenip otele geri dönüyor ve dönüşümüzü planlamaya başlıyoruz.

Otelden çıkış yapıyor ve çantalarımızı resepsiyonda bırakıyoruz. Böylece akşam ışıklarında gezdiğimiz büyüleyici İmam Meydanı'nı bir de gündüz gözüyle göreceğiz.

10.30'da otelden ayrılıp taksi ile geçmeyi düşündük, ama otobüsleri görünce, taksiden vazgeçtik.

10.40'ta otobüse biniyoruz. Çantalarımızı bıraktık. Bileti otobüsten aldık ve ikimiz de ön kapıdan bindik. Normalde kadınlar arka kapıdan otobüse biniyor ve arka taraftaki koltuklarda oturuyorlar ama ayrım çok net değil. Eşle olunca birlikte binip oturmakta sıkıntı yok. Ayrıca nasıl giyindiğimi merak edenler için uzaktan da olsa bir fotoğrafımı aşağıya ekliyorum. Evde kullandığınız herhangi bir eşarp ve sandaletle rahatça dolaşabilirsiniz. Pantolon da giyebilirsiniz ama önemli olan üstünüze bir tunik geçirmeniz.





10.54 İneceğimiz durağa yaklaştığımızda yolculardan sevimli bir amca bize geldiğimizi haber veriyor ve iniyoruz.
11.18 İndiğimiz duraktan yürüyerek İmam Meydanı'na varıyoruz.

Meydanın etrafını çerçevelemiş kapalı çarşıları, tarihi ibadethane kısımlarını tek tek sindirerek dolaşıyoruz. Burayı gezmek çok keyifli. İsfahan hem insan profili hem de imar, çevre düzenleme bakımlarından Tahran'dan daha güzel ve zengin.
























İmam Meydanı'na ait fazlaca fotoğraf eklediğimin farkındayım. O kadar çok fotoğrafı eledim ki bunlara kıyamadığım için hepini ekledim. Yazı epey uzun olduğundan Meydan'ın içeriğindeki detayları atlamak zorunda kaldım.

İmam Meydanı'nın ardından yine bir bakkalda ara verip kahveli ve mangolu alkolsüz biranın tadına bakıyoruz. Burada da bolca oruçsuz insan var, satıcı ve bakkala uğrayan başkaları...

Bir köprü gezisi ve ardından terminale taksi ile geçip bekleme salonunda vakit geçiriyoruz.






18.25: İsfahan'dan Tebriz'e hareket ediyoruz.
20.50: Otobüs yarım saat ara verdi. Burada kebap yiyoruz. Nihayet plastik bardak ve sallama da olsa çay var. Satıcı bizden çay için para almıyor. Çayımızı alıp otobüse tekrar biniyorum. Mutluyum.



24.06.2015 Çarşamba

04.50: Tekrar mola. Kısa süreliğine uyandım.
07.00:Tebrizdeyiz



07.40: Lavabo ihtiyacımızı giderdik. Van'a bilet almak için terminale bakacağız. On üç saatlik otobüs yolculuğunun büyük bir kısmını uyuyarak geçirdim. Otelden yanıma aldığım şampuanı yüzümü yıkayarak kullandım, lenslerimi taktım, saçımı, baş örtümü düzelttim. Tuvaletlerin hepsinde sıvı sabun ilkel yollarla da olsa var fakat tuvalet kağıdı ya da peçete bulunmuyor. Böyle şeyleri yanınızda taşırsanız iyi olur.

Tebriz'den İstanbul'a uçuş da var fakat direkt Van'a bilet alamıyoruz. Otobüsler dolu olduğundan Van'a kadar bilet kesmiyorlar. Biz de Van'a beş saat mesafedeki Tebriz'de kalmaktansa tek bilet saati olan gece 18.00'a Khoy'a bilet alıyoruz. Bilet saatimiz de belli olduğu için Tebriz'i rahatça gezebiliriz. Planımız bu gece Khoy'da kalmak ve yarın sabah bir saatlik mesafeyle Van'a varmak.
Sırt çantalarımızı emanet olarak bir markete bırakıyoruz, buna 4tl civarı para ödüyoruz.

Biletler tek kişi 7.500tümen.
Terminalde ettiğimiz kahvaltı 14.000 tümen

08.52: Taksiyle Tebriz Kalesi 6.000 Tümen, taksiye biniyoruz.
09.20: Tebriz Kalesi'ni gezdik pek bir şey yok. Azerbaycan Müzesi 2-3km yürüme mesafesinde. Çarşı da kaleye yakın.






10.15: İran Demir Çağı Müzesi. Urartulardan bin yıl önce dört bin yıllık cesetler, küplerinde yemekleriyle gömülmüş. Hepsinin başı güneşimin doğuşuna doğuya doğru.Gece ölenler yüzleri aya bakacak şekilde sırt üstü gömülmüş. Kabir ayrı zamanlarda ölenlerle dolu. Bu müzeyi gezmenizi tavsiye ederim. Asırlardır değişmeyen insanoğlu, insanoğlunun ölüm ve inançlarla olan garip mücadelesi sanki hep aynı kalmış.







11.49: Taksiyle terminale dönüyoruz. Taksici genç adam Bursa ve İzmir'de iş restoran şefliği yapıyormuş. Galiba burada halk kendi arabalarıyla da taksicilik yapıyor. 

12.05:Terminaldeyiz. 
12.30: Biletimizi 12.30 otobüsüyle değiştiriyoruz ve Khoy'a doğru yola çıkıyoruz.

13.15: Khoy'dayız. Daha önce otobüs bileti aldığımız aynı adamla taksi ayarlıyoruz. 40.000 Tümen'e bizi Van'daki sınır kapısına götürecek.

13.30'da taksici bizi bir kebepçıya götürüyor. Yine yemek arası.


17.00: Van sınır kapısındayız.
17.17: Türk topraklarındayız
Türkiye saati 15.50: Van'a minibüsle kişi başı 10TL'ye dönüyoruz. 

17.43: Bizi Van çarşısına yani merkeze bırakıyorlar. Buradan çarşı içinde biraz yürüyüp kahve diyarında kahve içip üst baş değiştiriyoruz. Kahve içmeyi ne kadar çok özlediğimi tahmin edersiniz. Sonra da kişi başı 1.5TL ödediğimiz havaalanı minibüslerine geçiyoruz.
18.00: Havaalanındayız.

Bu kadar uzun bir yazı yazmış mıydım, yazmışsam da bunca uzun sürmüş müydü bilmiyorum. Okuması da sanırım bir o kadar uzun olmuştur. Eğer buraya kadar okuyabildiyseniz tebrik ve teşekkürlerimi borç bildiğimi söylemek isterim.

Sevgiyle
Ebru

Hiç yorum yok: