24 Kasım 2010 Çarşamba

İş Bankası Yayınları - Nehir Söyleşi Dizisi

Bir süredir İş Bankası Kültür Yayınları tarafından basılan söyleşileri okuyorum. Bu kitapları okuyana kadar, söyleşi ve biyografi içerikli kitaplardan keyif alamayacağımı düşünürdüm. Ta ki Türkan Saylan’la yapılan söyleşilerden derlenen kitap elime geçene kadar.

Güneş Umuttan Şimdi Doğar
"Türkan Saylan Kitabı"

Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun Türkan Saylan’la yaptığı söyleşilerden derlediği bu kitap bende, Türkan Saylan’ın retrospektif sergisini geziyor hissi uyandırdı. Son dönemlerinde televizyon ve gazetelerden tanıdığım fakat kim olduğu ve neler yaptığı konusunda fikir sahibi olmadığım bu insanı, bu kitapla tanıdım. Binlerce cüzamlı hastayı tedavi edişi, o hastalara yaklaşımı, olaylar karşısındaki yıkılmaz tavrı, yıllar öncesinde Türkiye’de bir kadın olarak üstlendiği rol ve modern fikirleriyle çok güzel, gerçek bir insan vardı karşımda. Bir insanın durmak bilmeden çalışması ve kendini yardıma muhtaç insanlar için doğal bir refleks gibi adayışı muhtemelen her
 insanı etkileyecek sebepler. Normal bir insan ömrüne bunca şeyi nasıl sığdırabilmiş diyorum hala. Böyle bir hayatı, yaşayanın ağzından dinleyip de insanın kendini sorgulamaması elde değil.

Yaptıkları bir yana hayattan edindiği bilgeliği anlatımının akıcılığında hissetmek benim için de onunla birlikte yaşıyormuşum gibi coşamama neden oldu. Dilerim bu ülkede pek çok Türkan Saylan’lar yetişir.

Gönül Dağında Bir Garip
"Neşet Ertaş Kitabı"

Haşim Akman’ın Neşet Ertaş’la yaptığı söyleşilerden derlediği bu kitap, çoğumuzun en az iki-üç türküsünü bilip de kendisinden bihaber olduğumuz ozanın ağzından anlatılıyor. Kitapta da bahsedildiği gibi “bu türkü de mi onunmuş?” diyorsunuz. Bir yandan Türkan Saylan gibi birini okurken kendimize bulabileceğimiz bahaneler bu kitapla beraber siliniyor. Diyebiliriz ki Türkan Saylan’ın koşulları ve doğduğu döneme göre eğitim alabilmesi herkese nasip olmayacak bir şanstır. O yüzden de aradan sıyrılmış olabilir ama Neşet Ertaş gibi çocukluğu fakirlik içinde geçmiş, fakirliği yüzünden babasının yanında köçeklik yaparak para kazanmaya başlamış bu insanın yazdıklarının; dilden dile dolaşıp, günümüzde hala söylenen türküler halini almış olması, bir insanın nerede ve nasıl olursa olsun kendi potansiyelini ortaya koyabileceğinin kanıtı.
Neşet Ertaş çocukluğundan bahsederken gözleri doluyor insanın. Diyor ki:
Biz çocukluğumuzdan beri yoksulduk, varlığı görmedik ki yokluktan şikayet edelim”.

Bektaşiliğinin de etkisi bulunduğu, hayat görüşünden bahsediyor:

Biz erkekler olarak insanoğluyuz. İnsan, bizim analarımızdır. Onların canı, yaratan candır. Bizim canımız yaratılmıştır. Biz erkekler olarak insanoğluyuz ve insana benzeriz. Onların yüzü suyu hürmetine biz de insanız

Sanki bana öyle geliyor ki, kâinatta var olan her şey, insan bünyesinde birleşmiş. Biz de içinde ruhuz. Bu dünyada, akrep, yılan, insan, ne dersen de, aynı bütünün parçalarıyız. Kimse diğerine göre üstün değil. Akıl hepimizde var. Bu pencereyi, gözlerimizi açmış. Herkes, her ruh kendine göre görür dünyayı. Ben dedelerim ya da babam gibi düşünmüyorum. Bu benim şahsi düşüncem, kendi görüşüm, benim türkülerim”

Sıklıkla, kendini bilmenin en önemli erdem olduğuna değiniyor. Bu düşüncelerini okuyup da, bu hayat görüşüne bağlanmış ozanın türkülerinin, nasıl olup da yıllarca dilden dile dolanıp günümüzde hala dinlenen, yaşayan türküler olmasını anlamak zor değil.
Gönül Dağı
Neşet Ertaş

Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca
Akar can özünde sel gizli gizli
Bir tenhada can cananı bulunca
Sinemi yaralar yar oy… dil gizli gizli...


Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Rızasız bahçenin gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görünmez
Gönülden gönüle gider yar oy…yol gizli gizli…
Seher vakti garip garip bülbül öterken
Kirpiklerin oku yar yar cana batarken
Cümle alem uykusunda yatarken
Kimsele görmeden yar oy… gel gizli gizli
Hoyratlar görmeden yar oy… gel gizli gizli


Zaman Kaybolmaz
"İlber Ortaylı Kitabı"

Nilgün Işınsu’nun İlber Otaylı’yla yaptığı söyleşiden derlenmiş bu kitapta da diğerlerinde olduğu gibi benim yaşımda olup, o yıllarda henüz doğmamış bir insan için, dönemin yaşantısı, olayları ve insanlı sade bir dille okuyup daha iyi anlamak mümkün. İlber Ortaylı’nın tarihçi kişiliğiyle birlikte hoş sohbeti, fikirlerini aktarışı insanı etkileyen faktörler. Bir insan hayatı boyunca en fazla kaç dil öğrenebilir bilmiyorum ama ben İlber Ortaylı’nın bildiği dilleri kitabı okurken bile sayamadım. Böyle bir insanın hayatını kısacık bir yazıya sığdırmak mümkün değil. Kitabın kalınlığı ve soru cevap şeklinde ilerleyişi sizi korkutmasın. Aksine bu hali kitabı okuması keyifli ve merak uyandıran bir hale sokuyor. İşini seven, işinin arkasında bir hayat felsefesi oluşturmuş bu insanların kendi ülkemde yetişmiş olması benim için bir gurur kaynağı.


Hayat Tatlı Zehir
“Aydın Boysan Kitabı”
Ümit Bayazoğlu’nun sorduğu sorulara Aydın Boysan’ın verdiği cevaplardan derlediği bu kitap da diğerleri gibi keyifli bir kitap. Cumhuriyetin kurulduğu yıl doğmuş bir adamın ağzından İstanbul’u, zamanın şairleri gibi ünlü kişilerle dostluğunu, mesleği boyunca başına gelen esprili olayları okurken zaman yenilmeyen eğlenceli ve hoşsohbet kişiliğini fark edeceksiniz. Açıkçası Aydın Boysan’ı çoğu insan gibi gazeteci olarak tanıyordum. Oysa onu bu noktaya getiren, özellikle sanayi ve iş yerlerinden oluşan pek çok binaya can vermesine neden olmuş ve ödüller kazandırmış mimarlık mesleği. Aydın Boysan hayatında pek çok şeye geç başlamış. Önemli mimarlık eserlerini 45-80 yaşları arasında vermiş, gazete yazılarına başladığında 61, ilk kitabı çıktığında 63, yabancı dili öğrendiğinde 35, TV programlarına başladığında 60 yaşındaymış.
Hiçbir iş için, hiçbir zaman ve yaşta geç kalınmış değildir. Akla ne konabiliyorsa yapmak gerekir” diyor ve doğruluğunu kendi hayatıyla kanıtladığı için bize hayır deme fırsatı vermiyor. Kitabın sonlarında tıpkı Neşet Ertaş gibi Bektaşi olmasından ve içselleştirdiği hayat görüşlerinden bahsediyor.
Boysan’da Ortaylı gibi pek çok ülkeyi dolaşıyor. Yeniden doğmayı ancak tersine bir hayat yaşarsa isteyebileceğini söylüyor; yaşlılıktan çocukluğuna doğru… açıkçası bu cevap daha önce hiç düşünmediğim ve başkasından da duymadığım bir şekilde verilmiş. Deneyimli bir insanın ağzından, hatalarının şuanda var olan Aydın Boysan’ı oluşturmasında payı olduğunu bu yüzden de hiçbirinden pişmanlık duymadığından bahsederken böyle güzel ve farklı bir cevap veriyor. Diyor ki; bir notası bile değişse o şarkı aynı şarkı olmayacaktır, insan hayatı da öyle, tek bir şey değişse artık o farklı bir kişi olacaktır.
Binaların, caddelerin, şehirlerin hep insan ölçüsünü birim alarak oluştuğundan söz ederken, kendi mesleğiyle bile insanın değerini aktarıyor Aydın Boysan.
Bu dönemin aydınları, mesleki donanımlarının yanında sanatı hayatlarının bir parçası olarak görüyorlar. Aydın Boysan hatırladığı şiirleri arka arkaya yazar adlarıyla beraber sıralıyor. Hepsi de kitap okumayı çok seviyor, zorunluluk olarak değil, hayatlarına değer katmak ve öğrenmek olarak görüyorlar kitap okumayı. Aydın Boysan, Türkan Saylan ve İlber Ortaylı’nın bu bahsettiklerimle beraber, en belirgin ortak özellikleri; insan sevgileri, kendilerine olan saygıları ve yaşama sevinçleri…
Bu kitapların bir başka güzel tarafı da derleyenin sorduğu soruların çok yerinde ve bilinçli hazırlanmış olmaları. Sorular uzunlukları ya da yoğunluklarıyla sıkmıyorlar, bu durum sohbet edilen kişinin uzun uzun anlatabilmesine neden oluyor. Böylece kişilerin ardından romanlaştırılmış ve bazen de piyasa ve pazar kaygısı güdülerek yazılmış kitapların aksine, gerçek kişilerin ağzından, gerçek hikayelerini okumanıza neden oluyor. Bir soru ardından gelen uzun cevaplar, kendi sorularınızın yanıtını alıyormuş hissine neden olurken sohbetin gidişatını da olumlu şekilde etkiliyor.

Ebru
06.10.2010

Hiç yorum yok: