17 Eylül 2014

İsviçre ve İtalya’ya Yolculuk II

İsviçre, Bern ve İnsana Saygı

Üç saatlik yolculuk ve bir saatlik saat farkının ardından 21:30 gibi Zürih’e vardık. Kapalı yer korkuma rağmen uçak yolculuklarına bayılıyorum, özellikle yerden ilk yükselişe, bulutların üzerine çıkmadan ve aşağısına inmeden önce pencereden manzarayı izlemeye. Uçağımız Zürih havalimanına inişe geçmeye başladığında o yemyeşil doğanın, doğa ile bütünleşmiş evlerin büyüsüne kapıldım. Daha sonra da üzülerek onayladığım düşünce aklıma o an yerleşti. Güzelim ülkemizi, yeşilini, tarihi miraslarını, kültürümüzü korumaktan ne kadar da uzağız. İnşaat sektörü denilen şey, ne kadar kontrolsüz, ne kadar vandalca tüm güzelliklerimizi katlediyor, durmaksızın...

Zürih havaalanında uçaktan indikten sonra bavullarımızı almak ve pasaport kontrolünden geçmek için kısa bir metro yolculuğu yapacağımızı biliyorduk. Ama bilmek ayrı tecrübe etmek ayrı elbette. Bavulları almadan metroda olmak tuhaftı, inek ve çan sesleri ile ilerledik ve yine arkadaşlarımızın önceden bilgilendirmesi ile duvarda çıkacak animasyonu bekledik. Metro hareket ettikten kısa süre sonra duvarda bir animasyon oynamaya başlıyor, bizim izlediğimizde tonton bir amca İsviçre bayrağını sallıyor, atıp tutuyordu. Bir başka sefer Heidi’yi görmüş arkadaşlarımız. İlk anda inek ve çan sesleriyle karşılanmak, çok iyi bir fikir verebilir burayla ilgili. Yeşil yeşil, yemyeşil bir ülke düşünün ve bu güzelliği hiç bozmadan, sanki zaten orada olmalıymış gibi gözüken mükemmel çatılı evler, kırlar. Heidi her an bir tepeden koşarak gelebilir gibi.


13 Ağustos 2014

İsviçre ve İtalya’ya Yolculuk I

Plan ve Hazırlık


Mayıs aylarında İsviçre’de yaşayan arkadaşlarımızı ziyaret etme isteği ile başladı her şey. İsviçre’ye gelmişken Fransa ve Almanya’ya gideriz derken, en çok gitmek istediğimiz yer İtalya’ya uzun bir yolculuğa dönüştü planlar. Yolculuğumuza Bern’den arkadaşlarımızın arabasıyla başlayıp, Lugano ve Como göllerini gezip ardından Venedik’e, oradan daha gitmeden büyüsüne kapıldığımız Toscana’da birkaç yeri ziyaret ederek Roma’ya, Roma’da birkaç günün ardından yukarıya doğru yine Toscana ile sarmalanıp, Cinque Terre’ye uğrayarak Bern’e geri dönecektik. Arabayı arkadaşlar kullanacak, konaklama ve yol haritasını Ufuk hazırlayacak ben de gideceğimiz yerlerle ilgili bilgi toplayarak bir nevi rehberlik hizmeti verecektim. Bir yandan çalıştığımdan, tüm bilgileri internet üzerinden topladım. Vikipedia’nın, çeşitli gezi sitelerinin ama en çok, daha önce buraları gezmiş sevgili blog yazarlarının yardımı oldu planlama ve kendi rehberimi yapmamda. Bunun üzerine gezimizin ardından mutlaka ben de yazacağım dedim. Hem paylaşmak hem de gezginlere yardımcı olabilmek için…
Evet, gelelim yolculuktan daha uzun süren ve neredeyse yolculuk kadar keyifli yolculuk planlamalarımıza. Benim gezi planı yapanlara ilk önerim, zaman varsa daha önce buraları gezmiş olanların yazılarını okumak, tecrübelerini, fotoğraflarını, önerilerini not almak. Şehirlerin, kasabaların, yapılar ve eserlerin fotoğraflarına bakmak. Böylece özellikle görmek istediğiniz yerleri belirleyebilirsiniz. Bunun ardından maps.google.com adresine gidip bu yerleri işaretleyebilir, aralarındaki mesafeyi, yakın mesafelerde görebileceğiniz diğer yerleri görebilirsiniz. Arabayla yolculuk yapmak özellikle Toscana yeşili arasında pek keyifli, ama otoban, benzin, park yeri ve yorgunluk kısmı ayrıca düşünülmeli. Biz Godhard tüneli girişi dışında hiç trafik sıkışıklığı yaşamadık. Tabi bir de Como’nun virajlı yolarında son hız gelen arabalar cesaretli bir sürücü gerektiriyor. Bunun dışında seçtiğiniz yerleri gezen turlara, tren ve otobüs seferlerine bakabilirsiniz.

İşte bizim gezmek istediğimiz yerler listemiz ve Google map yolculuk haritamız.


04 Mayıs 2014

Behramkale-Assos-Hasan Boğuldu

Geçen haftaki yazıma kaldığım yerden kısa da olsa devam edeceğim. Her ne kadar üzerinden bir hafta geçmiş olsa da üzerimizdeki etkisi devam ediyor nasılsa.


Nisan tatilimizin ikinci ayağı Behramkale'yi gezmek, yol üzerinde beğendiğimiz bir yerde konaklamaktı. Akşam saatlerinde Assos'a vardık. Saat itibari ile tarihi kalıntıların olduğu bölgeyi gezemedik, fakat güzel bir yürüyüş yaptık. Dar sokaklar, tertemiz bir hava ve yol boyunca tezgah kurmuş teyzeler... yürüyüşümüzün keyfini arttırdı. Müze yakınlarında eskiden kilise olan cami önünde soluklanıp manzaranın tadını çıkardık.



Ardından pansiyonumuza doğru yola koyulduk. Kaldığımız pansiyonu sokak aralarında gezerken tesadüfen bulduk. Bulduğumuza da çok memnun kaldık. Akrapol Pansiyon'u iki çocuklu bir aile işletiyor. Sadece altı odaları var ve bir bölümü daimi kaldıkları kendi evlerinden ibaret. Hepsi o kadar tatlı, o kadar samimi insanlar ki sanki pansiyona değil misafirliğe gittik. Akşam saatlerinde demledikleri çaydan bize de ikram ettiler. Küçük ve sevimli bahçelerinde, köy ortamında yaşarmış gibi çaylarımızı içtik

27 Nisan 2014

Çanakkale ve Bozcaada

Tatilin kötüsü olmaz derler. Olmaz elbet, ama bu tatil gördüklerimin en güzelleri arasındaydı. Sıcağı sıcağına yazmayınca devamı gelmiyor diyerek, hemen yazmak, fotoğraflar eklemek istedim. Çünkü paylaşırsam ve kayda dökersem hem uçup gitmeyecek hem de burada okuyup da bu rotayı izlemek isteyenler ve kaldığımız mekanlarda konaklayanlar olursa paylaşımımız güzel bir amaca hizmet etmiş olacak.
Çok ayrıntıya girmeden daha çok fotoğraflarla anlatmak istiyorum gördüklerimizi. İzmir'den çıktık yola, ilk mekanımız Çanakkale'ydi. Orada misafirperver dostları ziyaret ettik. Önce Gelibolu Yarımadası'na geçerek şehitlikleri gezdik. Abide ile sonlandırdığımız bu gezi neredeyse bütün günümüzü aldı. Bu yoğun gezinin ardından Çanakkale merkeze döndük ve balık yemek üzere kalabalık bir mekana girdik. Bir şehri orayı iyi bilen dostlarla gezmenin en iyi lezzetlere nokta atışı ulaşmak gibi güzel bir tarafı var. Tavsiye ederim, Çanakkale'de bir yemek molası verecekseniz ve deniz ürünleri seviyorsanız burası uğrayabileceğiniz leziz bir mekan.

Oradan kahve içmek üzere başka bir mekana geçtik. Burası bana öğrencilik yıllarımı hatırlattı. Tarihi Yalı Hanı'nda kahve içmek oldukça keyifli.

06 Ocak 2014

Zaman Düştü

Bu başlığı bir anda yazıverdim. Aslında bu düş kısmı için; "zaman düştü ellerimden yere, oradan tahta boşa" şeklinde bir düşüş mü, yoksa "zaman bir düş müydü" konusunda uzun uzun gereksiz monologlar yapmak isterdim. Bakıyorum ki blogumuza en son Mayıs ayında güncelleme yapmışız. Yani demek oluyor ki uzun yazılar yazacak zamanımız yok.

Şimdiye dek hep ciddi konulardan bahsettik; kitaplar, olaylar, gidilen, görülen yerler için yazdık. Fakat bugün biraz kendimizden bahsetmek istiyorum, biraz kendimizi özel hayatımızı aralamak, açık etmek. Malum, uzun zamandır yazamıyoruz, blogumuza zaman ayıramıyoruz. Bu yüzden böyle bir başlangıç yapmanın önümüzdeki zaman için iyi olacağını düşünüyorum.

Biz iki arkadaş, dahası iki dost yani iki "mor baykuş" bu blogu açtığımız günden beri aynı ağaçta geçiremedik günlerimizi. Hep uzak iklimlerde, yolların ayırdığı düzlüklerde dolandık. Bugün yine farklı şehirlerde yaşıyoruz. Birimiz şehirlerin şehri İstanbul'da(ki bu ben olmuyorum, yazarken bile iç geçirdim) diğerimiz İzmir'de. Hiç ayrılmıyoruz ama beraber de olamıyoruz... olsun! Bizim hayatımız garip bir şekilde paralel hayatlar gibi. Sevdiğimiz pek çok şey, tercihlerimiz ve fikirlerimiz aynı olmasa da her zaman benzer. Bu yakınlık dışında mutsuzluklarımız, huzurlu anlarımız, varoluşu sorgulamamızın tepe noktasına ulaştığı anlar bile hep aynı dönemlere tekabül eder. İşte yine öyle oldu. Yakın zamanlarda işlerimizin başına geçtik, kendimize ve birbirimize ayırdığımız vakitleri daha çok özler olduk. Bu nedenle yazmaya pek fırsat bulamadık. Umuyorum ki düzenimizin oturmaya başladığı şu günlerde artık okuyabilir, izleyebilir ve yazabiliriz.

Sevgili'yle İzmir'e yerleşmemiz üzerinden neredeyse 1.5 yıl geçti. Yazınca çok uzun bir zamanmış gibi görünse de aslında oldukça kısa. Buraya yerleşince, morbaykuşum ve diğer dostlarım uzaklarda kaldılar. Tahmin edersiniz ki yeni bir şehre yerleşmenin en büyük zorluğu yeni insanlarla tanışmak ve yeni bir ortam oluşturmaktır. Yoksa insan her yerde aynı şekilde yaşar gider, ama ben o insanlardan değilim. İnsan canlısı değilsem de arkadaş canlısıyım, onlarsız olmuyor. İşte bu şehrin bana ve bize sunduğu en güzel şey yeni dostlar edinmek. Hem de öyle uzun vakitlerde değil, görür görmez kaynaşılan, yıllardır tanıyormuş hissi yaşatan dostlar, yeni tanıştığımız iki güzel dosttan bahsediyorum! Yazı buraya kadar gelmişken, zevklerine güvendiğim için bu güzel dostlardan ödünç aldığım bir kitaptan söz açmasam olmaz.

Kitabın adı "Koleksiyoncu". Adından da anlaşılacağı gibi kahramanlarımızdan biri koleksiyoncu, diğeriyse resim öğrencisi olan güzel bir kız. Kitabın da arkasına yazdığı ve devamlılığı etkilemeyeceği için küçük bir ayrıntı verebilirim. Kitabın ilk bölümünde koleksiyoncu bu güzel kadını kaçırıyor. Sonrası da bu günlere dair olayları ve kahramanların fikirlerini okuyoruz. Yazar kesinlikle çok başarılı, kitap hemen içine alıyor insanı. Aslında bir gerilim romanı değil ama anlatımın başarısı güçlü bir empati kurmama neden oldu. Bu yüzden çoğunlukla tedirgin ve gergin bir şekilde okudum kitabı. Hiç alakası olmamasına rağmen  bana David Lynch'ı hatırlattı. Onun filmlerinde bariz bir korku ögesi yoktur ama örneğin araya giren bir cüce,  korktuğum bir anı bilinçaltımda harekete geçiriverir. Bu da öyle bir hikaye ki dümdüz görünmesine rağmen oldukça ürkütücü geldi bana. Ayrıca içindeki anekdotlar, hem psikolojik hem de toplumsal yorumlar bana bir dönem düşündüklerimi, kafa yorduğum konuları hatırlattı.

Filmini izlemek farz oldu.

Nihayetinde her zamanki gibi ayrıntıya girmeyeceğim. Okumanızı tavsiye eder, selamlar sevgiler sunarım.


05 Mayıs 2013

II.Uluslararası İzmir Sanat Bienali

2. Uluslararası  İzmir Bienali 1 Mayıs'ta başladığı için gecikmiş bir etkinlik yazısı yazıyorum aslında. Uzun bir süredir bu etkinliği beklediğim halde ancak bugün gezme fırsatı bulabildim ama siz Bienal'i gezmek için geç kalmış sayılmazsınız. Son gün 5 Mayıs.

İstanbul Bienallerinden birini yıllar evvel gezmiştim. Bu nedenle beklentim biraz yüksekti fakat birbirinden güzel tabloları görünce dört saat boyunca kendimi kaptırarak dolaştım, çok büyük bir keyif aldım. Giriş ücreti sadece 5 lira. Bienal'den ziyade büyük bir resim sergisi geziyormuşum hissine kapıldım ama bu bana yetti de arttı. 53 ülke sanatçısının yer aldığı Bienal'de bir çok Türk sanatçı bulunuyor. Eserlerin hepsi de birbirinden güzel. İzmir'de yaşıyorsanız mutlaka gezip görmelisiniz. Katılım azlığı beni oldukça şaşırttı. Bunun nedeni; İzmir'deki etkinlik duyurularının iyi yapılamaması mı, sanat sever azlığı mı emin değilim.

Hepsini aklımda tutmama imkan yok elbette ama aklımda kalacak kadar yer eden sanatçı ve eserleriyle sizi baş başa bırakayım.

İlknur Kazak



Erol Yıldırım : Su Akar Yolunu Bulur



Betül Omay Yazıcı



İllona Petzer /Güney Afrika



Sevgi Gür



Nasuhi Yılmaz


Ayrıca keçe ile resimler yapan Semra Adıyaman'ın tablolarını çok beğendim ama maalesef ki fotoğrafını çekmemişim, internette de izine rastlayamadım. Görülmeli!





20 Nisan 2013

İyi Bir İnsan İçin Sonat



Ardında farklı farklı duygular bırakan filmleri seviyorum, birbirine zıt duygular bırakanları özellikle.
Başkalarının Hayatı (Das Leben Der Anderen) işte tam böyle bir film. Sevgi, nefret, keder, umut birbiri ardına gelip geçtiler. Umut çoğu zaman önceliği alır içimde ve şimdi de öyle oldu.

Bir de sorular sorduran filmleri, hayatı, insanı, doğruyu, yanlışı ve en çok kendini sorgulatan. Bu film insanların kurduğu sistemleri, ilişkileri, yaşamları düşündürdü. Asıl kötü olanın; kötü sistem, kötü seçim, kötü ilişki değil de, kötü insanlar olmalı dedim sonunda. Ve bizlerin ne kadar birbirine benzer, birbirine bağlı olduğunu. Küçücük bir mum ışığı gibi de olsa iyi bir insanın ışığını yayabileceğini. 

Derin bir nefes alıp ardından, ayakta alkışlamak istedim.


Başkalarının Hayatı, 1984 yılında Doğu Almanya’da geçiyor, polis örgütü Stasi insanları dinliyor, gözlüyor… Rejim karşıtı olabilecekleri düşünüldüğü için, tiyatrocu bir çifti gizlice izleyen yüzbaşının onlarla kurduğu ilişkiyi anlatıyor film. Bu tek taraflı ilişkide onlarla birlikte değişiyor, düşünüyor. Bozulan sistemi, ilişkileri ve kendi hayatını sorguluyor... Abartısız, insani ve doğal. Film 58 ödül almış ve yönetmenin ilk uzun metrajlı filmiymiş.


İyilik atasözündeki gibi denize atılsa da, bir dalga ile yapıldığı kıyıya döner de, biz onu görür ya da görmez miyiz acaba?

Özlem

12 Nisan 2013

Hüsnü Arkan-Mino'nun Siyah Gülü

Evde okumamı bekleyen az kitap varmış gibi yakınlarda bir kütüphane olduğunu öğrenince dayanamayıp
kitaplara bakmaya gittim. Hüsnü Arkan'ın kitabını görünce yine dayanamayıp alıverdim. Aslında henüz kitabı bitirmiş değilim ama hemen yazmak istedim. Kitabı okuması o kadar keyifli ki sonunu hiç merak etmiyorum.

Uzun zamandır bir kitap okurken böyle hislere kapılmamıştım. Eğer kitabı ödünç almamış olsam bitirmeyecek, her hafta bir bölüm okuyup bitmemesi için elimde dolaştıracağım. Bu nedenle emanet olması isabet olmuş. Her zamanki gibi kitabın içeriğini pek anlatmayacağım, fakat bir fikriniz olsun diye şöyle bir üzerinden geçeyim. 60'lı yıllar ve bugün sayılabilecek bir dönem arasında gidip geliyor anlatım. Geldiğim yere kadar üç kişinin ağzından ve Mino'nun mektuplarından takip ediyoruz olanları. Ege'nin küçük bir kasabasında yaşayan Münevver (Mino) sanıyorum okuyunca herkesin çok seveceği bir karakter. Hikaye'nin Ege'de, İzmir'de geçiyor olması ve Mino'nun resim yapması, harika mektuplar yazması onu çok sevme nedenlerimden sadece birkaçı. Kitabı okurken bütün olaylar yaşanmış ve hepsi gerçek mektuplarmış gibime geliyor. Sanki Hüsnü Arkan onları alıp derlemiş. Daha önce Arkan'ın Menekşeler, Otlar ve Oburlar kitabını okumuştum, onu da sevmiştim ama bu çok başka.

Bu kitabı okurken resim yapmak istiyorum, hemen ardından oturup günlükler doldurma hevesim vuku buluyor. Güzel bir şarkı dinlemek, balkonuma çıkıp kuş seslerine kulak vermek istiyorum. Hatta benim için gariptir, kendimi doğaya adamak geliyor içimden. Hiçbirini yapamıyorum çünkü kitabı elimden bırakamıyorum. Ah, hep böyle kitaplar okumam gerek. Böyle kitaplar yazsa yazarlar, güzelliklere sevk eden,  insanın içine sebepsiz mutluluklar salan. Fakat sanılmasın ki çok mutlu bir hikaye anlatılıyor kitapta. Hiç değil, tersine darbe döneminde, alınan canlar, arda kalan insanlar var ama içime saldığı duygular; tuhaf bir şekilde çok güzeller. Özellikle Mino'nun ağzında yazılan satırlar tekrar tekrar okunacak kadar güzel.

"Siz benim gulyabanim olur musunuz? Beraber tahta elişleri yapar, boyar, satar, geçiniriz. Herkes sizden korkar. Ben, "bakın öyle değil" derim, "bakın öyle değil... O benim dağ arkadaşım, yedi cücem, karabasanım...Karakalemim"

Bu kitabı henüz satın almadım ama kitabın içinde Hüsnü Arkan'ın 5 Mayıs isimli bir şarkısının olduğu cd yer almaktaymış. Ona sahip olmak için bir neden daha!


06 Nisan 2013

XI. İzmir Öykü Günleri

Konak Belediyesi'nin bu yıl 11'incisini düzenlediği öykü günleri iki günlük bir organizasyon. İzmir'de yeni olduğum için uzun süredir devam eden bu etkinliği bir kaç gün öncesine kadar duymamıştım. Başlangıçta katılım konusunda tereddüte düşmüştüm. Bunun bir sebebi etkinlik haberini tesadüfi olarak "twitter" yoluyla öğrendikten sonra farklı kaynaklarda ayrıntılı bilgiye ulaşamamam, diğer sebebiyse gideceğim mekanı bilmiyor olmamdı.

Nihayetinde etkinliğin gerçekleşecek olmasından emin olmayarak gittim, Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür ve Sanat Merkezi’ne. Üstelik mekanı oldukça kolay buldum. Kapıdaki kalabalığı görünce huzura erdim, katıldım aralarına.  Bu yılın onur konuğu Selim İleri'ydi. 

Şan dinletisi ile başladı program. "Ah Bir Ateş Ver, Benden Selam Olsun Bolu Beyi'ne" "gibi parçalar seslendirdiler. Hele bir düetleri vardı ki ilk kez duydum ama tüylerim ürpererek dinledim: "Sen Sen Sen". Yazarken bile Başak Karataş ve Hasancan İşgüden’in harika yorumlarını tekrar dinliyor ve Berk Köseoğlu'nun piyanosunun sesini duyuyor gibi hissediyorum. Benim için etkinliğin başlangıcı oldukça etkileyici idi. Ardından İzmir Devlet Opera ve Balesi sanatçıları Selim İleri'nin "Son Sayı" öyküsünün libertosu ile devam ettiler. 

İlk konuşmacılar Doğan Hızlan, Sırma Köksal ve Zuhal Çetin idi. İlk sözü Doğan Hızlan aldı ve öyle akıcı, öyle güzel konuştu ki kısacık sürede bilgi ve kültürünün perdesini bize aralayıverdi sanki. Selim İleri'yi övgüyle anlattı. Romanlarından, öykülerinden bahsetti. Sırma Köksal ve Selim İleri'nin  kitap kapaklarından, esinlendiği şeyler ve mekan fotoğraflarından oluşan slayt gösterisi ile hayat hikayesini, operaya, resme, tiyatroya ve okumaya olan sevgisini izledik, dinledik. Sanatçıların biyografilerini okumaktan, dinlemekten çok keyif alırım. Panelin bu kısmı benim için bir hayli ilgi çekiciydi. 



Panelin ikinci bölümünde Nermin Bezmen de kendi dilinde Selim İleri'den, onu nasıl yazarlığa cesaretlendirdiğinden bahsetti. Ardından Ayşe Sarısayın devraldı konuşmayı. Ayşe Sarısayın, babası Behçet Necatigil'in yanı sıra yazar kimliğiyle de Selim İleri'yi tanıma şerefine nail olmuş. Çocukluk yıllarında başlamış Selim İleri okumaya. Ayrıca Özlemimin elinde de şu sıralar Ayşe Sarısayın'ın bir kedisinin dilinden anlattığı "Kedimin Adı Çamur" kitabı var. Bana da bir hayli bahsetmişti kitaptan ve yazarından. Bu nedenle panelde Ayşe Sarısayın'ı dinleyebilmek hoş bir tesadüf oldu.

Ardından çok sevdiğim bir yazar Ahmet Ümit aldı mikrofonu. Eğlenceli ve akıcı konuşmasıyla sanıyorum herkesin bir anda dikkatini çekti. Gülerek ve hayranlıkla dinledim. Yazar olmakla beraber, güzel konuşmak bana göre her yiğidin harcı değil, fakat bugünkü konukların hepsi de birbirinden güzel konuşmalar yaptılar. Bunlar içinde samimiyeti ve rahatlığı ile Ahmet Ümit'i farklı bir yere koymak istiyorum. 

Derken Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan çıktı sahneye. Kendi şiirini okuyarak katıldı konuşmaya. Çok da güzel bir şiirdi. Ardından Selim İleri'ye plaketini takdim etti. Sanıyorum böyle organizasyonlara önayak olmak sanattan anlayan insanların harcı. Buradan ben de kendisine okuyucu olarak teşekkür etmek istiyorum. 



İki bölüm arasında verilen arada yazarlar aramızda rahatça dolaştılar. Kitaplarını imzaladılar, ne yazarları sıkacak rahatsızlıkta bir insan bunaltısı ne de insanların yazarlara ulaşamayacağı uzak bir durum vardı bugün. Gerçek sanatçılar ne kadar da egolarından uzak ve halk arasına karışmak konusunda rahatlar. Bu benim çok hoşuma gitti. Ahmet Ümit'i aramızda dolaşırken izlemek benim için çok keyifliydi doğrusu.

Bu organizasyon bence çok güzel düşünülmüş, çok da kıymetli bir konuk topluluğu oluşturulmuş. Daha da güzelleştirmek adına olumsuz taraflarını da buradan dile getirmek istiyorum. İlkin bu organizasyonun programı neredeyse bir yıl önceden belli olmasına rağmen duyurusu sanıyorum son bir kaç gün içinde yapıldı. Oysa aylar öncesinden şehrin her yerinde afişlerini görmemiz gerekirdi. İzmir'de etkinlikleri haber veren internet siteleri ve twitter hesapları var. Bu anlamda tüm sosyal medyada aylar öncesinden haberi dolaşabilirdi. Fakat maalesef ki kelimenin tam anlamıyla hasbelkader programdan haberim oldu.

İkinci konu ise panele getirilen liseli öğrenciler. Üzülerek söylüyorum ki buraya zorla getirilmiş gibi bir halleri vardı. Nasıl davranacakları konusunda bilgisiz, adap konusunda ise oldukça rahattılar. Onların konuşmaları, zamanlı zamansız alkışları ve ilk bölümün ortasında ansızın kalkışları oldukça dikkat dağıtıcıydı. Açıkçası onlar gittikten sonra ortam rahatladı, konsantrasyonumuz ciddi ciddi arttı.
İkinci bölümün başında üniversite öğrencileri olduğunu tahmin ettiğim bir grup, konuşmanın başında hep beraber kalkıp gittiler. Sanki sıkılıp da çıkıyorlarmış gibi bir hava oluşturdular. Oysa ki ders saatleri içinde hocaları ile birlikte girip çıkmış olduklarını tahmin ediyorum. 

Oysa böyle güzel ortamlara kitap okumaya gönül vermiş özel öğrenciler seçilmeliydi. Böylece hem diğer öğrenciler sıkılmaz hem de gerçek bir okuyucu kitlesine ulaşılmış olurdu.

Vaktiniz varsa yarınki panele katılmanızı öneririm. Yarınki panelde Hakan Günday, Doğu Yücel gibi isimler var...

Bugüne dair...
Etkinlik Bülteni

01 Nisan 2013

Urla Sanat ve Antika Pazarı

Bugün çok sevimli, her köşesi sanat kokan bir sokaktaydık. Urla Sanat Sokağı'nda (Zafer Caddesi) her ayın son pazar günü kurulan Sanat ve Antika Pazarı, el yapımı ürünlerin sahipleri tarafından satıldığı nadide pazarlardan. Ben çok keyif aldım, anlatmaktan ziyade sizi fotoğraflarla baş başa bırakacağım.


Burası oldukça küçük bir sokak ama işlevi büyük, sevimli atölyeler tezgahların arkasında sıralanmış:


Ebru satın almanız, izlemeniz ve dilerseniz 5 TL karşılığında denemeniz mümkün:


Antika eşyaların fiyatları biraz yüksek:



Aşağıdaki fotoğrafta, tezgahın sahibi çok şeker bir kadın. Kendisi harika cam, seramik takı tasarımları yapıyor.  Benim favorim bu tezgah oldu. Ayrıca İNCİKA'nın sayfasından el emeği güzel ürünlerini satın alabilirsiniz. Tezgahtakiler henüz internet sitesinde yer almıyor ama en kısa zamanda ekleyeceğini söyledi. Ben kendisine hayran oldum:




İncika'nın Baykuş kolyelerine tek tek ayrı bir sevgi beslediğimi söyleyebilirim. Bir tanesini aldım ama aklım da diğerlerinde kaldı:


Bu da ahşap ustası İlhan Durmaz. Çok güzel ahşaplar yapıyor:



Bülent Ortaçgil şarkıları çalınıyor kulağımıza. Hem de kanlı canlı. Bu da sokağın bir başka güzelliği:


Harika taş boyamalar:



 O güzel baykuşlar her yerdeler:


Ressamları izleyip, tablolarını satın alabilirsiniz:



Burası da sevimli bir mozaik atölyesi. İçeride zevkle işlenmiş desen desen mozaikler var. Aynı zamanda belli mekanlarda kurs da veriyorlar. Baykuş figürleri, papağanlar...




25 Mart 2013

Bahara ve Zeytinyağına Saygı Duruşu

Baharın güzellikleri doğayı boyarken rengarenk, daha sağlıklı daha doğal beslenmenin... 
Kendini sokağa atıp havayı içine çekmenin tam zamanı değil midir?

Esramın harika hediyeleri ile tanıştırdığı Nar Gourmet'in, yeşil biberli zeytinyağı ve organik kekiği ile içimi titreten bu salatayı nasıl yemeli...

 hemen!




22 Mart 2013

Vadim O Kadar Yeşildi Ki!

Çocukluğum ve ilk gençliğim, evimin yakınlarında bir kültür merkezi olması isteği ve olacağı söylentileriyle geçti. Küçükçekmece'ye çok güzel bir kültür merkezi yapıldı yapılmasına ama ben çok uzaklarda yaşıyorum artık. Olsun varsın. Ben yine de yapılmışı öveyim, yaptıranı da takdir etmeden geçmeyeyim.

Gidip geldikçe Cennet Kültür ve Sanat Merkezi'nin etinden sütünden faydalanmayı ihmal etmiyorum. Son ziyaretimin tadı hala damağımda. "Vadim o kadar yeşildi ki!" adlı sergiyi 02 Mart/02 Nisan tarihleri arasında ücretsiz olarak dilediğinizce ziyaret edilebilirsiniz. Bu sergide ilk örneklerinden günümüze, ustaların elinden dökülmüş birbirinden güzel ve kıymetli manzara resimleri sergileniyor. Abidin Dino, İbrahim Çallı, Hoca Ali Rıza, Devrim Erbil... bunlar aklımda ilk yer eden isimler...ve tabii ki fotoğraflarıyla Ara Güler.

Sergide Orhan Pamuk resmi ile karşılaşmak benim için oldukça şaşırtıcıydı. Malum, ressam olacağını düşünerek resimler yapmış ama sonra yazar olmaya karar vermiş. Resimleri sergilenmediğinden olsa gerek, hep merak etmiş ama görmemiştim.


Başka neler var, bültenden alıntı yapalım:

"“VADİM O KADAR YEŞİLDİ Kİ !..
İLK ÖRNEKLERİNDEN GÜNÜMÜZE MANZARA”

02 MART 2013/ 02 NİSAN 2013

Açılış: 02 Mart 2012 Cumartesi, Saat: 18.00
Yer: CKSM (Cennet Kültür ve Sanat Merkezi) Sergi Salonu


Küratör : ERKAN DOĞANAY

SÜLEYMAN SEYYİT * HALİL PAŞA * AHMET MÜNİP * CELAL ESAT ARSEVEN * SAMİ YETİK * NAZMİ ZİYA * İBRAHİM ÇALLI * HİKMET ONAT * AVNİ LİFİJ * HOCA ALİ RIZA * NAMIK İSMAİL * VECİH BEREKETOĞLU * HAYRİ ÇİZEL * CEVAT DERELİ * EŞREF ÜREN * ŞEREF AKDİK * İBRAHİM SAFİ * CEMAL TOLLU * HAMİT GÖRELE * ŞEFİK BURSALI * SAMİ LİM * HALE ASAF * ABİDİN DİNO * FERRUH BAŞAĞA * TURGUT ATALAY * NURİ İYEM * HAŞMET AKAL * AHMET YAKUPOĞLU * NEJAD MELİH DEVRİM * ZEKİ KIRAL * ARA GÜLER * DEVRİM ERBİL * MUHSİN KUT * BALKAN NACİ İSLİMYELİ * EKREM KAHRAMAN * ORHAN PAMUK * AYDIN AYAN * MAHMUT CELAYİR * SELAHATTİN YILDIRIM * ŞİNASİ GÜNEŞ*MUSTAFA ORKUN MÜFTÜOĞLU * OZAN KUTSAL *COŞKUN SAMİ * ZEYNEP BİNGÖL ÇİFTÇİ * ŞEVKET SÖNMEZ * SERKAN YÜKSEL* BURCU PERÇİN * HALİL İLDENİZ * DENİZ GÖKDUMAN * DENİZ BAYAV * AYŞEGÜL KALKAN * SUNA TÜFEKÇİBAŞI * DENİZ AKTAŞ * EVREN GÖKKAYA * FIRAT BİNGÖL * DİLEK ÖZTÜRK * BUĞRA EROL

SÜLEYMAN SEYYİT, HALİL PAŞA, CEMAL TOLLU GİBİ SANAT TARİHİMİZİN ÖNEMLİ RESSAMLARININ DAHA ÖNCE SERGİLENMEMİŞ MANZARA RESİMLERİ BU SERGİDE İLK KEZ YER ALMAKTADIR."

10 Mart 2013

Mantarlı Börek

Çoook uzun zaman olmuş yazmayalı, oysa ne çok birikenler. Kitaplar, filmler, yemekler ve yazamamanın en büyük nedeni olan taşınmalar. Herkesin ekle artık dediği mantarlı börek tarifini, daha çok yazmak dileğiyle yazacağım şimdi. Defalarca pişirmeme rağmen bir türlü fotoğraflayamamak ve her seferinde farklı ölçülerde hazırlamak engelledi  hep. Ama işte sonunda hem fotoğraflar, hem de ölçülerle morbaykuşlar'da...



Malzemeler;
5 Yufka
2 Paket Mantar (800gr)
1 Büyük Boy ya da 2 Küçük Soğan
3 Diş Sarımsak
250gr Kaşar Peyniri

2 Yumurta
2 Su Bardağı Süt
3 Yemek Kaşığı Yoğurt
Yarım Çay Bardağı Sıvı Yağ

Yapılışı;
Mantarları yıkayıp limonlu suya koyuyoruz. (Mantar yıkanmaz denilse de, ben dayanamıyor onlar için ayırdığım yumuşak bir süngerle yıkıyorum.) Sarımsak, soğan ve mantarı ince bir şekilde doğruyoruz.



Derince bir tavada zeytinyağını kızdırıp sarımsak ve soğanları sararıncaya kadar soteliyor, ardından ince bir şekilde doğranmış mantarları, tuz ve karabiberi ekleyip altını kısarak, mantarlar suyunu salıp çekene kadar pişiriyoruz.

Burada bir baharat konusu var. Ben iç harcıma kırmızı toz ve pul biber, kekik hatta birazcıkta nane ekliyorum bazen. Hepsi çok yakışıyor her seferinde birini deneyebilirsiniz bence...


Mantarlar suyunu çekip biraz serinledikten sonra, kaşarı rendeliyoruz. İki yumurtanın sarılarını üzerine sürmek için ayırıp, aklarını, süt, yoğurt ve sıvıyağ ile karıştırarak sosunu hazırlıyoruz.  İlk iki yufkayı aralarına sos sürerek tepsiye seriyor, arasına mantarlı harcı, üzerine de rendelediğimiz kaşarları ekliyoruz. kalan yufkalarında aralarına sos sürerek dizip üzerine, kalan sosun içine yumurta sarılarını ekleyerek sürüyoruz. Bazen aradaki yufkalardan bir ya da iki tanesini parçalayarak seriyorum, böylece kenarlar çok kalın olmuyor ve eşit dağılıyor.

200˚C fırında üzeri kızarana kadar pişiriyoruz.

Bu böreği ben her seferinde değiştirerek hazırlıyorum ve her seferinde çok lezzetli oluyor. Hatta hayranları var!
Bu yüzden baharatları, sosunu, kaşarını, sarımsak ve soğanını değiştirerek deneyim derim.

Afiyet Olsun...